|
Kadınlarla ilgili iki şart vardır.
1. Hacda
yol
arkadaşının bulunması:
Hac yapacak kadının yanında kocası veya mahrem
bir hısımının
bulunması gereklidir. Aksi halde kendisine hac farz olmaz. "Kadın, yanında
mahrem hısımı
bulunmadıkça üç günden fazla yolculuk yapamaz" (eş-Şevkânî, a.g.e,
IV, 290). "Bir kadın,
yanında kocası bulunmadıkça hac yapmasın" (eş-Şevkânî, a.g.e,
IV, 491) hadis-i şerifleri buna
delildir. Şâfiîler ise, kadına, güvenilir kadınlarla birlikte
olunca, haccı gerekli görürler. Yol
arkadaşı olarak tek kadın yeterli değildir. Mâlikilere
göre ise, kadın, yalnız kendilerine emanet
edilmiş kadın arkadaşları veya yalnız erkekler
yahut da erkek-kadın karışık bir toplulukla birlikte
hac yapabilir. Bu iki mezhebin
dayandığı delil; "Oraya gitmeye gücü yeten herkese, Allah için
Kâbe yi ziyaret edip
haccetmek farzdır" (Âl-i İmrân, 3/97) ayetinin genel anlamıdır. Bu yüzden,
kadın kendisi
aleyhine kötülükten güvende olunca, ona hac gerekli olur.
Mahrem hısım
ifadesi,
nesep, süt veya sıhrî hısımlık yüzünden kendisiyle evlenmek ebediyyen haram olan
kimseleri içine alır. Oğul, torun, baba, dede, süt oğul, süt kardeş, damat, kayınpeder gibi.
Kızkardeşin, hala veya teyzenin kocası olmak geçici evlenme engeli doğurduğundan,
eniştelerle hac yolculuğu caiz olmaz.
Şâfiî ve Mâlikîlerle diğer fakihler arasındaki
bu
görüş ayrılığı, bir farzı ifa için yapılacak yolculuğa mahsustur. Hac yolculuğu böyledir.
İhtiyârî
yolculuklar icmâ' ile buna kıyas edilmez. Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir
erkek, bir
kadınla yanlarında mahrem bir hısımı bulunmadıkça yalnız kalmasın. Kadın,
yanında mahrem
hısımı bulunmadıkça yolculuk yapamaz." Bir adam kalktı.
"Ey
Allah'ın elçisi, karım hac
yolculuğuna çıktı. Ben ise falanca gazveye yazıldım. Hz.
Peygamber şöyle buyurdu: "Git ve
karınla birlikte haccet" (Buhârî, Nikâh, III,
Cihâd,140,181; Müslim, Hac, 424).
2. İddetli
Olmaması
Hac yapacak
kadının boşanma veya vefattan dolayı iddetli olmaması
gereklidir. Çünkü yüce Allah şu
ayetle iddetli kadınların evden çıkışını yasaklamıştır:
"Boşadığınız kadınları
evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar" (et-Talâk, 65/1). Haccın
başka bir
vakitte edası mümkündür. İddet ise ancak özel bir vakitte sözkonusu olur
(ez-Zühaylî,
a.g.e, III, 36,37).
İslâm'da haccın bazı engelleri vardır, bu engeller İslâm
âlimleri
tarafından şöyle tesbit edilmiştir.
1. Ebeveyn: Ana veya baba Mekkeli olmayan
çocuğunu nafile hac veya umre için ihrama girmekten alıkoyabilir. Ancak bu ikisi farz
hacca
engel olamaz. Çünkü ebeveyne hizmet, bir cihaddır. Farz hacda ana babadan izin
almak
sünnettir.
2. Evlilik: İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre, koca,
karısının farz
haccına engel olamaz. Çünkü bu, ilk yükümlülük yılında (fevrî') farz
olmuştur. Şâfiîlere göre ise,
koca, karısını farz veya sünnet hacdan alıkoyabilir. Çünkü
kocanın hakkı önceliklidir. Hac
ibadeti ise ömür boyu ifa edilebilir.
3. Kölelik:
Efendinin kölesini farz ve sünnet hacdan
alıkoyma hakkı vardır. Ancak köle onun izniyle
ihrama girmişse, artık hac veya umreyi
tamamlamasına engel olamaz.
4. Hapis:
Haksız olarak veya maddî sıkıntı içinde olduğu
halde bir borçtan dolayı hapiste
bulunmak hac engelidir.
5. Borçluluk: Vâdesi gelen
borcunu ödemek için başka bir
malı olmayan borçlunun hac yapmasına, alacaklı engel olabilir.
Vâdesi gelmeyen borçlar
hac engeli teşkil etmez.
6. Hacr altında bulunmak: Sefîh olan
kimse veli veya
vasînin izni olmadıkça hac yapamaz.
7. İhsâr: Hac veya umre için
ihrama girmiş
olan kimsenin, düşmanın engel olması veya hastalık gibi bir sebeple hac veya
umreyi
tamamlayamadan ihramdan çıkmak zorunda kalmasıdır. Böyle bir engelle karşılaşan
kimseye de "muhsar" denir. Ölüm veya malını 'verme dışında engeli aşmaya gücü
yetmeyen,
hacı, engelin kalkması umulan bir süre bekledikten sonra ihramdan çıkabılir.
Ancak bu
durumda kurban kesmesi gerekir.
8. Hastalık: Bir kimse ihrama girdikten
sonra
hastalansa, Ebû Hanife'ye göre, muhsar sayılır ve ihramdan çıkabılir. Şâfiî, Mâlik
ve Ahmed b.
Hanbel'e göre ise; ihramda iken hastalanan kimse, uzun sürse bile,
iyileşinceye kadar ihramlı
olarak kalır (el-Kâsânî, a.g.e, II, 130, İbn Kudâme, el-Muğnî,
III, 240; İbn Âbidîn, a.g.e, II,
200) |