Üye Giriş

Tavsiye Programlar

Firefox 2

Alexa Tolbar

zekat Kitaplar

ZAHİDİN KARISI PDF Yazdır E-posta
Yazar Hanzala   
Sunday, 13 November 2005
Bir zahidin kıskanç bir karısı, bir de huri gibi güzel bir halayığı vardı. Kadın, kıskançlığından kocasını gözetir, halayıkla hiç yalnız bırakmazdı. Kadın, bir zaman onların ikisini de gözetti, yalnız kalmalarına fırsat vermedi. Nihayet Tanrının kaza ve kaderi gelip çattı. Koruyucu akıl, şaşırdı gitti. Tanrı hükmü, Tanrı takdiri gelince akıl kim oluyor ki? Ay bile tutulur. Kadın, hamama gitmişti. Birden aklına geldi hamam tasını evde unutmuştu. Kuş gibi hemencecik koş. Evden o gümüş hamam tasını getir dedi. Halayık bu sözü duyunca efendisiyle buluşabileceğini düşünüp adeta canlandı. Efendi şimdi evde yalnızdır deyip sevine, sevine hemen eve koştu. Halayık altı yıldır efendisini yalnız bulmayı gözlüyordu, bu sevdadaydı. Adeta uçarak eve geldi. Efendiyi evde yalnız buldu. Şehvet, iki aşığı da öyle bürümüştü, ikisinin de gözleri öyle karamıştı ki ihtiyatı akıllarına bile getirmediler. Evin kapısını kapamadılar. İkisi de neşeyle kucaklaştılar, birleştiler. Adeta o anda iki can bir oldu. Bu sırada hamamda kadının aklına geldi nasıl oldu da dedi, ben bu kızı eve yolladım? Adeta kendi elimle ateşi pamuğun içine attım. Koçu koyuna saldım. Başındaki kili hemen yıkadı, cansız bir halde halayığın ardına düştü. Hem koşuyor, hem çarşafını giyiyordu. O halayık can sevgisiyle koşmuştu, bu korkusundan koşuyordu. Aşk nerede, korku nerede? Aralarında ne fark var? Arif, her an padişahın tahtına kadar ulaşır. Zahitse yürür,yürür bir ayda tam bir günlük yol alır. Zahidin de şerefli bir günü yok değildir, vardır. Vardır ama onun günü, nereden elli bin yıllık olacak. İş erinin ömründe her gün, bu cihan yıllarınca elli bin yıldır. Akıllar, bu sırra eremezler, kapı dışında kalırlar. Bu sır, vehmin ödünü patlatırsa bırak patlatsın. Aşk karşısında kıl kadar bile korku yoktur. Aşk mezhebinde herkes kurbandır. Aşk, Tanrı sıfatıdır. Fakat korku, şehvete kapılmış kulun sıfatıdır. Kuran’da “Onlar Tanrıyı severler” sözünü okudun ya, bu söz “Tanrı da onları sever” sözüne eştir. Şu halde muhabbeti de Tanri sifati bil, aşki da. Azizim korku Tanri sifati olamaz. Tanri sifati nerede, bir avuç topragin sifati nerede? Sonradan yaratilanin sifati nerede, o pak ve önü sonu olmayan Tanrinin sifati nerede? Aşkin sifatini söylemeye koyulursam yüz kiyamet kopar da yine noksan kalir. Çünkü kiyametin kopacagi bir zaman, bu dünyanin bir sonu vardir. Fakat Tanri sifatina son nerede? Aşkin beş yüz kanadi vardir. Her kanadi, arştan yer altina kadar bütün kainati kaplar. Korkak zahit, ayagi ile yürümeye çabalar. Aşilarsa şimşekten de hizli uçarlar, yelden de! O korkaklar, aşkin tozuna nereden ulaşacaklar? Aşk derdi, gökyüzünü döşeme edinir. Zahit bu makama ulaşamaz. Meger ki Tanri işiginin inayeti gelip erişe de bu alemden ve bu yürüyüşten kurtula. Kendi kuşundan, düşünden, dedikodusundan halas olsa da yüce dogan kuşu, padişaha yol bula. Bu dedikodu, cebir ve ihtiyaridir. Sevgilinin cezbesi, bu ikisinin ardindan gelir. Hasili o kadin eve varip kapiyi açti. Kapinin sesi kulaklarina gelince, halayikcagiz perişan bir halde siçradi, adam da namaza durdu. Kadin halayikcagizi perişan, şaşkin ve somurtkan, kocasini da namaz da görünce bu halden şüphelendi. Derhal kocasinin etegini kaldirdi. Bir de ne görsün? Aleti ve hayalari, meni içinde. Aletinden arta kalan meni damlamada, baldiri dizi pislik içinde. Başina vurdu da dedi ki: A adi herif, namaz kilan adamin hayalari böyle mi olur? Şu alet, bu çeşit pislik içinde bulunan but ve kasik, Tanriyi anmaya layik midir? Sen de insaf et, zulümle, kötülükle, küfür ve kinle dolu olan amel defteri sag yandan verilmeye deger mi? Kafire de bu gökyüzünü, şu halki ve alemi kim yaratti? Diye sorsan., der ki: Tanri yaratti. Yaratmak, Tanriya layiktir. Fakat onun küfrü, bir hayli kötülügü ve sitemi, bu çeşit ikrarla bir araya gelir mi? O kötü ve çirkin hareketler, o noksan işler, bu çeşit bir ikrarla bir araya sigar mi? Işi, ikrarini yalanlar. Bu suretle de o, korku azabina layik olur. Mahşer günü, her gizli şey, meydana çikar. Her suç, kendiliginden insani rezil eder. Elle ayak, dile gelir. Tanri huzurunda onun kötülügüne şahadet eder. El ben şöyle çaldim der, dudak ben şöyle sordum der. Ayak, ben şehvete koştum, ferç ben zina ettim diye taniklik eder. Göz der ki: Ben harama baktim. Kulak der ki: Ben kötü söz işittim. Derken sözleri baştan aşagiya yalan olur, azasi yalanini meydana çikarir. Nitekim dogru düzen namazin da yalani, hayalarin tanikligi ile meydana çikti. Şu halde öyle hareket etki o hareketin, dilsiz, dudaksiz, tanikligin, şahadet ederim demenin ta kendisi olsun. Bütün beden, her uzuv, faydada şahadet ederim desin ey ogul. kulun, efendisinin izini izlemesi, ben buyruga tabiim, şu da benim efendimdir demesidir. Ömür defterini kararttinsa önce yaptiklarina tövbe et. Ömrün geçtiyse kökü bu demdir, tez ömür agacini tövbe suyuyla sula. Ömrünün köküne abihayat dök de ömür agacin yeşersin. Bütün geçmiştekiler, bu tövbeyle iyileşir. Geçen yildaki zehir, bu yüzden şeker kesilir. Tanri, kötülüklerini iyilige çevirir. Geçmişteki bütün suçlarin ibadet olur. Hocam Nasuh tövbesine saril, canla başla buna çaliş. Bu Nasuh tövbesini sana anlatayim, dinle. Inanmişsin ama yeniden inan.
Yorumlar (0)add comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >