Üye Giriş

Tavsiye Programlar

Firefox 2

Alexa Tolbar

zekat Kitaplar

EŞEK TİLKİ VE ASLAN PDF Yazdır E-posta
Yazar Hanzala   
Sunday, 13 November 2005
Bir çiftçinin bir eşeği vardı. Beli yaralı, karnı bomboş, tamamı ile arık bir halde idi. Gündüzün, ta gecelere kadar otsuz kayalıklarda gıdasız, koruyucusuz aç biilaç dolaşır dururdu. Oralarda içecek sudan başka bir şey yoktu. Eşek gece gündüz yas matem içindeydi. Oralarda bir kamışlık, bir orman vardı. Orada işi gücü avlanmak olan bir aslan vardı. Aslan bir erkek fille savaşmış, yorulup hastalanmış, avdan kalmıştı. O zayıflıkla bir müddet avlanamadı. Öbür canavarlarda kuşluk yemeği yiyemez oldular. Çünkü aslandan artan artıkları onlar yerlerdi. Aslan hastalanınca onlarda dara düştüler. Aslan, bir tilkiye var git, benim için bir eşek avla. Çayırlıkta bir eşek bulursan ona maval oku, kandırıp buraya getir. Eşeğin etini yer, kuvvetlenirsem ondan sonra başka bir av tutabilirim. Birazcığını ben yiyeyim, geri kalanını siz yersiniz. Ben de bu suretle sizin gıdalanmanıza sebep olayım. Benim için ya bir eşek ara, ya bir öküz. Ne bulursan ona o bildiğin afsunlardan oku. Onu afsunlarla güzel sözlerle aldat, buraya çek, getir diye emir verdi. Kutup aslandır,işi de avlanmaktır. Bu halkın arta kalanları, onun artıklarını yerler. Kudretin yettikçe kutbun rızasına çalış da o kuvvetlensin, vahşi hayvanları avlasın. Onun halk gibi kuvvetsiz kalması caiz mi? Bütün boğazlara giren rızk aklın elinden verilir. Çünkü halkın bulabildiği şey, ancak onun artığıdır. Senden av isterse bunu gözet. O, akıl gibidir. Halksa bedendeki uzunlara benzer. Bedenin tedbiri, akla bağlıdır. Kutbun zayıflaması, ten cihetinden olur, ruh cihetinden değil. Gemi zayıflar, Nuh zayıflamaz. Kutup, o kimsedir ki kendi etrafında döner dolaşır. Göklerse onun etrafında döner. Gemisini tamir hususunda ona yardım et. Ona has bir kul, tam bir köle olduysan buna çalış. Ona yardım edersen yardım sana yarar, ona değil. Tanrı “tanrıya yardım ederseniz yardıma nail olursunuz” buyurdu. Tilki gibi av avla da ona feda et. Bu suretle o verdiğin avın binlerce mislini karşılık olarak al. Müridin avlanması tilkicesine olur. İnatçı sırtlan ölü hayvan avlar. Onun önüne ölüyü getirirsen o ölü dirilir. Bostana dökülen gübre, mahsulü geliştirir. Tilki aslana emriniz baş üstüne. Hileler düzeyim, aklını başından alayım, istediğin gibi hizmette bulunayım. Hile ve afsun benim işimdir. İşim gücüm, masal söylemeden, halkı yoldan çıkarmadan ibarettir dedi. Dağ başından dereye doğru koşmaya başladı. Derken o yoksul ve zayıf eşeği buldu. Candan bir selam verip yanına gitti, o saf yoksulun yanına vardı. Dedi ki: bu kuru ovada ne alemdesin? Bu çorak kayalıklarda ne yapıyorsun? Eşek dedi ki: İster gamda olayım, ister cennette. Kısmetimi Tanrı veriyor ona şükretmedeyim. Dosta hayır zamanında da şükrederim, şer zamanında da. Çünkü kaza ve kaderde beterin beteri var. Mademki rızkı taksim eden o, şikayet küfürdür. Sabrı gerektir. Sabır genişliğe ulaşmanın anahtarıdır. Tanrıdan başka herkes düşmandır, dost odur. Şu halde dosttan düşmana şikayet etmek iyi bir şey mi? Bana ayran verirse bal istemem. Çünkü her nimetin bir gamı vardır. Bir saka vardı. Onun da bir eşeği vardı. Mihnetten çember gibi iki büklüm olmuştu. Sırtında ağır yükten açılmış yüzlerce yara vardı. Ölüm gününe adete aşıktı. Ölümünü arayıp duruyordu. Arpa nerede? Kuru otu bile bulamıyor, onunla bile karnını doyuramıyordu. Bir yandan sırtında yara vardı, bir yandan da sahibi demir bit şişle onu nodullayıp duruyordu. İmrahor, onu görüp acıdı. Eşeğin sahibi ile dostluğu vardı. Ona selam verdi, bu eşek neden böyle dal gibi iki kat olmuş diye sordu. Adam, benim yoksulluğumdan, benim taksiratımdan. Bu ağzı dili bağlı mahluk saman bulamıyor dedi. İmparator dedi ki: Sen, birkaç onu bana ver de padişahın ahırında kuvvetlensin. Adam, eşeği o merhametli kişiye verdi. O da onu padişahın ahırına bağladı. Eşek, her yanda tavlı, semiz, güzel Arap atlarını gördü. Ayak bastıkları yerler süpürülmüş, sulanmıştı. Saman da tam vaktinde geliyordu, arpa da tam vaktinde. Atların tımarını da görünce başını göğe kaldırdı dedi ki: Ey ulu Tanrı, tutalım eşeğim, senin mahlukun değil miyim? Neden böyle perişanım, neden sırtım yaralı, neden zayıfım? Geceleri arkamın acısından, karnımın acılığından her an ölümümü istiyorum. Bu atların halleri böyle mükemmel. Peki neden azap ve bela yalnız bana mahsus? Derken ansızın savaş koptu Arap atlarına eğerleri vurup savaşa sürdüler. Onlar, düşmandan oklar yediler. Her yanlarına temrenler sapladı. Savaştan geri dönüp hepsi de perişan bir halde ahıra düştüler. Ayakları sağlam iplerle mükemmel bağlandı. Nalbantlar sıra sıra dizildi. Hançerlerle bedenlerini yarıyor, yaralardan temrenleri çıkarıyorlardı. Eşek bunları görünce dedi ki: Yarabbi ben yoksullukla süregeldim şu afiyete razıyım. O gıdadan da bizarım, o çirkin yaradan da. Afiyet dileyen dünyayı terk eder. Tilki dedi ki: Tanrı emrine uyup helal rızk aramak farzdır. Bu alem sebepler alemidir. Sebepsiz hiçbir şey elde edilmez, şu halde mutlaka dilemek lazımdır. Tanrı “Allah’ın ihsanını dileyin” diye emretti. Kaplan gibi kaçmak caiz değildir. peygamber rızk için “Kapısı bağlıdır kapısında da kilit var” buyurmuştur. O kilidin anahtari bizim hareketimiz, gelip gitmemiz ve kazancimizdir. Bu kapinin anahtarsiz açilmasina yol yok. Istemeden ekmek vermek Tanrinin adeti degil. Eşek o senin dedigin Tanriya dayanmanin zayifligindan. Yoksa can veren ekmek de verir. Padişahlik ve zafer isteyen kişiye ekmek lokmasi az gelmez oglum. Tuzak kurup av avlayanlarla yirtici canavarlarin hepsi rizk yemede. Bunlar ne kazanç peşinde dolaşirlar, ne de rizk kazanmaya çalişirlar. Rizk verici Tanri, herkese kismetini vermededir. Herkesin kismetini, önüne koymadadir. Kim sabrederse rizki gelir yetişir. Çalişip çabalama zahmetine düşmen senin sabirsizligindandir. Dedi. Tilki dedi ki: Tanriya dayanma, nadir bulunur. Bu dayanmada mahir olanlar, pek az kimselerdir. Nadir şeyin etrafinda dönüp dolaşmak, bilgisizlikten ileri gelir. Herkes nereden padişahliga yol bulacak? Peygamber kanaate hazine demiştir. Gizli hazineyi herkes elde edebilir mi?haddini bil de yukarilarda uçma. Uçma da kötülük çukuruna düşme! Eşek bunu ters söylüyorsun dedi, bil ki kötülük, insana tamahtan gelir. Kanaatten hiç kimse ölmedi, hirsla da hiç kimse padişah olmadi. Tanri, ekmegi domuzlarla köpeklerden bile esirgemiyor. Şu bulut ve yagmur, insanlarin kazanci degil ya. Sen nasil rizka düşkün bir aşiksan rizk da rizk yiyene öyle düşkün bir aşiktir. Bir zahit, Mustafa’dan “Herkesin rızkı Tanrıdan gelir. Dilesen de dilemesen de rızkın, senin aşkınla koşa koşa gelir, sana ulaşır” sözünü duymuş. Denemek için sahralara düştü, bir dagin dibine vardi, yatip uyudu. Bakalim diyordu rizkim gelecek mi? Şunu bir göreyim de bu husustaki inancim kuvvetlensin. Bir kervan yolunu kaybetti. Süre süre o adamin bulundugu yere kadar geldi. Kervan halki onu uyumuş görünce, birisi bu adam neden böyle çölde yoldan ve şehirden uzak bir yerde çiplak bir halde yatiyor? Hiçbir kurttan, hiçbir düşmandan korkmuyor. Ölü mü acaba, yoksa diri mi? Dedi. Kervan halki gelip onu yakaladilar. O ulu er hiçbir şey söylemedi. Ne vücudunu oynatti, ne başini. Ne de gözünü açti. Bunun üzerine bu zavalli zayif, açliktan ölüm haline gelmiş dediler. Ekmek ve bir kap içinde yemek getirdiler. Bogazina dökmek istediler. Zahit rizkin insana çaresiz yetişip gelecegi hakkindaki sözü iyice anlamak için inadina dişlerini sikti. Kervan halki acidilar. Bu zavalli, tamami ile bitmiş, açliktan ölüm haline gelmiş dediler. Koşup biçak getirdiler, agzina dayayip dişlerini zorla açtilar. Agzina çorba döktüler ekmek parçalari tiktilar. Adam dedi ki: Gönül susuyorsun ama sirri biliyorsun da kendini naza çekiyorsun. Gönlü cevap verdi. Biliyorum ki canima da rizk veren Tanridir, tenime de. Bunu da mahsustan yapiyorum. Bundan fazla sinama, deneme olur mu? Rizk sabredenlere ne güzel yetişiyor bak. Tilki dedi ki: Bu hikayeleri birak da az bile olsa elini kazanca at. Tanri sana el vermiştir, bir iş yap. Kazan da bir dosta da yardimda bulun. Herkes bir kazanca yürümüş, başka dostlarina da, yardim ediyor. Bütün kazanci bir kişi elde edemez. Bir kişi hem dülger, hem saka, hem terazi olamaz ya. Alemin karari böyledir. Herkes yoksullugundan bir işe sarilmiştir. Ortada bedava yemek şart degildir. sünnet olan yol, iş işlemek ve bir şey kazanmaktir. Eşek dedi ki: Ben Tanriya dayanmadan daha iyi bir kâr bilmiyorum. Iki alemde de en iyi kazanç budur. Ona şükretme kazancinin eşini göremiyorum. Tanriya şükür rizki artirir. Aralarinda bahis uzadi. Nihayet sualden de kaldilar, cevaptan da. Tilki, bundan sonra ona “Nefislerinizi, ellerinizle tehlikeye atmayın” emrini söyledi. Kuru ve kayalık bir sahrada sabretmek ahmaklıktır. Tanrının alemi geniş. Buradan çayırlığa göç. Oradan ırmak kenarında yeşil otlat otla. Cennet gibi yemyeşil bir çayırlık. Orada yeşillikler bitmiş, ta bele kadar büyümüş. Ne mutlu o hayvana ki oraya varır. Deve bile o yeşillikte kaybolur. Orada her yanda bir kaynak akmada. Orada hayvanlar amana kavuşmuş, hepsi rahattaydı. eşek eşekliğinden “A melun sen oradasın da neden böyle zayıfsın? Nerede neşen, semizliğin, nerede nurun, ferin? Neden bu sıkıntılara düşmüş bedenin böyle zayıf? Bu aç gözlülük, bu görmezlik, senin yoksuzluğundandır, beylerbeyi olduğundan değil. Madem kaynaktan geldin neden kurusun? Madem misk ceylanısın nerede sende misk kokusu? Söylediğin anlattığın şeylerden neden sende bir nişane yok ey yüce kişi? Diyemedi. Birisi deveye “Ey izi kutlu, nereden geliyorsun? Dedi. Deve dedi ki: Senin civarında bulunan sıcacık hamamdan. Adam evet dedi, zaten dizinden belli. İnatçı Firavun, Musa’nın ejderhasını görünce mühlet istedi, yumuşaklık gösterdi. Akıllılar dediler ki: Bu daha fazla sertleşmeliydi hani ya Tanrı idi. Mucize ister ejderha olsun, ister yılan. Onun Tanrılık kibri, Tanrılık hışmı ne oldu? Oturunca “Ben yüce Tanrıyım “diyordu. Bir kurtcağız için bu yaltaklanma neden? Senin nefsin mezeyle, hurma şarabı ile sarhoşsa bil ki gayb salkımını görmemiştir. Çünkü o nuru görenlerde alâmetler vardır. Onlar bu gurur yüzünden uzaklaşırlar. Acı suyun etrafında dönüp dolaşan kuş tatlı suyu görmemiştir. Onun imanı da taklitten ibarettir. Canı, iman yüzünü görmemiştir. Mukallide yoldan da büyük bir tehlike vardır, yol kesen taşlanmış bir Şeytandan da. Fakat hak nurunu görünce emin olur. Ondaki şüphe ıstırapları yatışır. Denizin köpüğü, aslı olan toprağa gelmedikçe çalkalanıp durur. O köpük toprağa aittir, deniz de gariptir. Gariplikte de ıstırap çekmesinden başka bir çaresi yoktur. Bir adamın gözü açıldı da o nakşı okudu mu artık şeytan bir daha ona el atamaz. Eşek tilkiye sırlar söyledi ama serserice söyledi mukallitçe söyledi. Suyu övdü, fakat iştiyakı yoktu. Yüzünü elbisesini yırttı, fakat aşık değildi. Münafıkın özrü kabul edilmez. Çünkü o özür, dudağındadır, kalbinde değil. Elma kokusuna sahiptir ama elmaya değil. O koku onda ancak zarar vermek için vardır. Bütün kadınlar, savaşta saf yarmazlar, feryat ve figan ederler. Onu saf içinde aslan gibi görürsün, eline kılıcını almıştır ama eli titrer durur. Vay aklı dişi, kötü ve çirkin nefsi erkek ve atılmaya hazır olana. Nihayet onun aklı alt olur. Ziyandan başka bir yere göçemez. Ne mutlu aklı erkek olana, çirkin nefsi dişi ve aciz bulunana! Cüz-i aklı, erkek ve üst olursa dişi nefsini aklı alt eder. Görünüşte dişinin saldırması da kuvvetlidir ama onun ziyanı, o eşek gibi eşekliğindendir. Kadında hayvan sıfatı üstündür. Çünkü kadının renge kokuya meyli vardır. O eşekte çayırlığın rengini kokusunu duyunca elindeki bütün deliller kaçıp gitti. Yağmura muhtaç bir susuz haline geldi, bulut yoktu. Öküz açlığına uğradı, sabrı yoktu. Babam, sabır demir kalkandır. Tanrı, kalkana “Zafer geldi çattı” yazısını yazmıştır. Mukallit söz arasında yüzlerce delil getirir. Fakat onları kıyas bakımından söyler, açık bir tarzda değil. Misklere bulanmıştır ama misk değildir. kendisinde misk kokusu vardır ama pis bir şeydir ancak. Ey mürit, pislik misk haline gelinceye kadar yıllarca o bahçede otlamak gerek. Evet, arpa yememeli eşekler gibi. Ceylancasına Huten ülkesinde erguvan otlamak gerek. Karanfillerden, yaseminden, gülden başka bir şey otlama. O ceylanlarla Huten sahrasına yürü. Mideni o reyhanlara, güllere alıştır da peygamberlerin hikmet ve gıdasını bul. Mideni şu ottan arpadan vazgeçir; reyhan ve gül yemeye başla. Ten midesi insanı samanlığa çeker. Gönül midesi reyhanlığa. Ot ve arpa yiyen kurban olur. Tanrı nuru ile gıdalanan Kur’an olur. Senin yarın pisliktir,yarın misk. Kendine gel de pisliği değil, Çin miskini arttır. O mukallitte yüzlerce delil, yüzlerce söz vardır. Ama dile getirince görürsün ki onlarda can yok. Söyleyende can ve fer olmazsa sözünde yaprak ve meyve nereden olacak? Öyle söz, tesir eder mi hiç? Küstahçasına insanları yola sokar ama kendisi saman çöpünden fazla titrer. Sözü pek parlaktır, fakat sözünde de bir titreyiş gizlidir. Nura ulaşmış şeyh, insana yol bildirir, sözünü nurla yoldaş eder. Çalış çabala da sarhoş ol, nura ulaş, sözünden Tanrı nuru aksın. Pekmez içinde ne kaynatılırsa pekmez lezzetini alır. Havuç, elma, ayva ve ceviz, pekmez de kaynatılsa hepsinden de pekmez lezzeti alırsın. Bilgi de nura karışırsa inatçı ve kötü kişiler bile bilginden nur bulurlar. Ne söylersen o da nur olur. Çünkü gökten sudan başka bir şey yağmaz. Gök ol, bulut ol, yağmur yağdır. Oluk da yağmur yağdırır ama faydası yok. Oluktaki su iğretidir, halbuki bulutta ve deniz de yaratılıştan vardır. Düşünce oluğa benzer. Vahiy ve keşif, bulut ve denizdir. Yağmur suyu, bahçeyi yüz türlü renklerle bezer. Halbuki oluk, komşuları birbirine düşürür, kavga çıkarır. Eşek, tilkiyle iki üç kere bahiste bulundu. Fakat mukallitti, tilkinin hilesine kapıldı. Görgü ve anlayışı olmadığından tilkinin hilesi onu kandırdı. Yemek hırsı onu öyle bir alçalttı ki beş yüz delili olmakla beraber tilkiye zebun oldu. Bir oğlancı evine bir oğlan götürdü. Onu baş aşağı edip düzmeye koyuldu. Bu sırada o melun çocuğun belinde bir hançer gördü. Dedi ki: Belindeki ne? Oğlan, kötü düşünceli biri hakkımda kötü düşünceye kapılırsa bununla karnını deşeceğim diye cevap verdi. Oğlancı, Tanrıya hamdolsun dedi, iiyi ki ben sana bir hile yapıp kötü bir düşünceye kapılmadım. Sen de adamlık olmadıktan sonra hançerlerin ne faydası var? Yürek olmadıktan sonra bunda ne fayda var ki? Tutalım ki Ali’den Zülfikar’ı miras aldın, Tanrı aslanındaki kol, sende de varsa göster. Mesih’ten bir nefes bellediğini farz edelim, İsa’nın dudağı, dişi nerede ki a çirkin adam? Kazanmak bir şeyler elde etmek için diyelim ki bir gemi yaptın, Nuh gibi bir gemi kaptanı hani. Tutalım ki İbrahim gibi put kırıyorsun, beden putunu onun gibi ateş içine atış nerede? Delilin varsa meydana çıkar da tahta kılıcı bile o delillerle Zülfikar haline getir. Bir delil seni amelden alıyorsa o Tanrının gazabıdır. Yolda korkanları kuvvetli bir hale getirdin ama sen hepsinden fazla korkmada, hepsinden ziyade tirtir titremedesin. Herkese Tanrıya dayanma dersi veriyorsun ama hırsından havadaki sivrisineğin damarını sormadasın. A oğlan, askerin önünde gidiyorsun ama bıyığının yalancılığına aletin tanıklık vermede. Gönül, namertlikle dolu olduktan sonra sakalınla, bıyığına, ancak gülünür. Yağmur gibi gözyaşları dökerek tövbe et de bıyık ve sakalını, alay mevzuu olmadan kurtar. Erlik ilacını kullan da hamel burcundaki kızgın güneşe dön. Mideyi bırak, gönül tarafına salın. Salın da Tanrıdan sana perdesiz bir selam gelsin. Kendine çeki düzen verecek bir iki adım at da aşk, kulağını tutup seni çeksin. Tilki hilede ayak diredi. Eşeğin sakalını tutup çekti. Nerede o tekkenin ilahicisi ki hararetle defe vurup “Eşek gitti eşek gitti” desin. Bir tavşan bile aslani kuyuya sürüklerse bir tilki, eşegi çayirliga nasil sürüklemez? Kulagini tika da o ihsan ve lütuf sahibi velinin afsunundan başka bir afsun okuma. Onun afsunu helvadan da tatlidir. Hatta öyle bir erdir ki ayaginin bastigi toprak, yüzlerce helvaya deger. Şarapla dolu koca küpler, onun dudaklarindaki şaraptan mayalanmiştir. Ondan uzakta kalan can, lal dudaklardaki şarabi görmedigi için şaraba aşiktir. Kör kuş, tatli suyu görmemiş, kara ve aci suyun etrafinda dönüp dolaşmasin. Can Musasi, gönlü Sina haline getirir, kör dudu kuşlarinin gözlerini açar. Can şirininin Hüsrev’i nöbet tutmuştur. Şehirde şeker ucuzlamiştir. Gayb Yusuflari ordularini çekmede, şeker denklerini getirmede. Misir’dan gelen develerin yüzü bizim tarafa yönelmiş, ey dudu kuşlari, şenlik seslerini duyun. Şehrimiz yarin şekerle dolacak. Şeker zaten ucuz ama daha da ucuzlayacak. Ey tatli sevenler, şekerlere bulanin, sofrasi olanlarin körlüklerine ragmen dudu gibi şekerlere bakin. Şeker kamişini dövün iş ancak bundan ibaret. Canlar feda edin, işte sevgili. Şimdi şehrimizde bir tek ekşi suratli bile kalmadi. Çünkü Şirin Hüsrev’leri tahta çıkardı. Ya hey! Şarap üstüne şarap, meze üstüne meze. Artık minareye çık da sala ver. Taş ve mermer, lal ve altın haline geliyor. Güneş gökyüzünde elceğizlerini çırpmada. Zerreler aşılar gibi birbirleriyle oynaşmada. Kaynaklar yeşilliklerden, çayırlık, çimenliklerden mahmurlaştı. Gül, dallar üstüne çicekler açıyor. Devlet gözü tam bir büyü yapmada; ruh Mansur oldu Enel Hak diye bağırmada. Tilki bir eşeği baştan çıkarırsa bırak çıkarsın. Sen eşek olma da gam yeme. Birisi kaçıp bir eve sığındı. Korkudan benzi uçmuş, sapsarı kesilmiş dudakları gövermişti. Ev sahibi peki dedi, A amcasını canı, eşekleri titremede. Ne oldu neden kaçtın? Neden böyle benzin attı? Adam dedi ki: Zalim padişahı eğlendirmek için bugün sokakta ne kadar eşek varsa yakalıyorlar. Ev sahibi, peki dedi. A amcasının canı, eşekleri yakalıyorlar. Sen eşek değilsin ya, bundan ne tasan var senin? Adam dedi ki: Bu işe öyle bir girişmişler, öyle kızışmışlar ki beni bile eşek diye yakalarlarsa şaşılmaz. Eşek yakalamaya el atmışlar hiçbir şey fark etmiyor artık. Bir şeyi fark etmeyen kişiler başımıza geçerlerse eşeğin sahibini de eşek diye götürürler mi, götürürler. Fakat bizim şehrimizin padişahı abes iş yapmaz. Onun temyiz hassası vardır. O her şeyi duyar, her şeyi görür. Adam ol da eşek tutanlardan korkma. Ey zamanenin İsa’sı, eşek değilsen ürkme. Dördüncü kat gök, senin nurunla dolu. Haşa senin durağın ahır değil. Sen, bir iş için ahırdasın ama gökyüzünden de yücesin sen, yıldızlardan da. İmrahor başkadır eşek başka. Her ahıra giden eşek değildir. Neden böyle eşeğin kuyruğuna yapıştık, ardına düştük? Gül bahçesinden güllerden bahset. Narı, turuncu elma dalını söyle. Şarabı ve sayısız güzelleri anlat. Yahut dalgası inci olan, inci söyleyen, gören denizi, yahut gül devşiren, yumurtaları altından, gümüşten olan kuşları söyle. Yahut ceylanları besleyen, hem sırt üstü, hem yüzükoyun uçan doğan kuşlarından bahset. Alemde gizli merdiven vardır, basamak basamak ta göğe kadar. Her bulutun başka bir merdiveni vardır, her gidişin başka bir göğü. Her biri öbürünün halinden bihaberdir. Geniş bir ülkedir, ne başı var, ne sonu. Bu, o neden böyle hoş diye şaşmaktadır; o, bu neden böyle şaşıyor diye hayrette. Yeryüzü sahası geniştir. Orada her ağaç, yerden baş vermiş, boy atmıştır. Ağaçlardaki yapraklarla dallar, ne de güzel ülke ne de geniş saha diye şükrederler. Bülbüller, yediğin şeyden bize de ver diye kıvrım kıvrım çiçeklerin çevrelerinde uçuşur, ötüşürler. Bu sözün sonu yoktur. Sen yine o tilkinin aslanın, o illetin ve açlığın hikayesine dön! Tilki eşeği alıp çayırlığa götürdü. Aslan, ona saldırıp paramparça edecekti. Eşek aslandan uzaktı. Eşeği görünce hırsından yaklaşmasına sabredemedi. Birden korkunç bir surette kükredi. Fakat kımıldayacak kuvveti yoktu zaten. Eşek, uzaktan bunu görünce dönüp nalları kaldırdı, ta dağın eteğine kadar kaçtı. Tilki dedi ki: A padişahım kavga zamanında neden sabretmedin? O sapık, sana yaklaşsaydı hafif bir saldırışta ona üstün gelirdin. Acele, Şeytanın hilesidir; sabır ve tedbir Tanrının lütfu. O uzaktaydı hamleni görüp kaçtı. Zayıflığını anladı, yüzünün suyunu döktü. Aslan kuvvetim yerinde sandın dedi, bu derece halsiz olduğumu zannetmiyordum. Fakat açlık ve ihtiyacım hadden aştı. Açlıktan sabrım da kayboldu aklım da. Elinden gelirse bir kere daha onu baştan çıkar, buraya getir. Düzenlerle onu buraya getirmeye çalış. Sana pek minnettar olurum. Tilki evet dedi, Tanrı yardım eder de körlükle gözünü bağlar, çektiği korkuyu unutursa ne ala. Bu da, onun eşekliğinden uzak değildir. fakat onu yine kandırırda buraya getirirsem yine acele edip emeğimi yele verme. Aslan dedi ki: Evet sınadım anladım ki pek halsizim bedenimde fer kalmamış. Eşek tamamı ile bana yaklaşmadıkça yerimden bile kımıldamam. Kendimi öyle uyur gösteririm. Tilki yola düştü. “Aman padişahim sen bir himmet et de aklini bir gaflet bürüsün. Eşek her kötü kişiye kanmamak için Tanriya tövbeler etmiştir. Onun tövbelerini hilelerimle bozayim. Biz aklin ve aydin ahdin düşmaniyiz. Eşek başi çocuklarimizin topudur, eşek fikri elimizin oyuncagi" diyordu. Zühal yildizinin devrinden meydana gelen aklin, akli külle karşi ne degeri vardir? O akil, Utarit’le Zuhal’den feyiz alır, bilgi sahibi olur. Bizse sıfatı lütuf ve ihsan olan Tanrı kereminden feyiz alır, bilgi sahibi oluruz. Turamızın kıvrımı, “Tanrı insana bilgi öğretti” ayetidir. Maksatlarımız, Tanrı indindeki bilgidir. O aydın güneş bizi terbiye etmiştir. O yüzden “Rabbim yücelerin yücesidir” der dururuz. Tilki, eşek hilemizi sinadiysa da bununla beraber bu hileye yüzlerce sinamayi unutur gider. Belki o gevşek huylu tövbesini bozar da bunun seyyiesine ugrar demekteydi. Ahdi, tövbeyi bozmak, sonunda insani lanete ugratir. Cumartesi günlerinde iş işlemeye mecbur olan Yahudiler, tövbelerini bozdular da çarpilip helak oldular. Tanri o kavmi maymun şekline soktu. Çünkü inada girişip Tanri ahdini bozdular. Bu ümmette beden çirpinmasi yoktur. Fakat ey akilli fikirli adam, gönül çarpilmasi vardir. Bir adamin gönlü maymun gönlüne döndü mü bedeni de maymunun gönlünden aşagi olur. O eşegin gönlü de hakikatten haberdar olsaydi, bir hünere nail olmuş bulunsaydi sureti yüzünden hor olur muydu hiç? Ashabi kehf’in köpeğinin huyu iyiydi, fakat sureti, köpek suretindeydi. Fakat bu suretti, ona bir noksan verdi mi? Yahudiler, halk zahiri azabı görsün diye zahiren çarpıldılar. Fakat iç aleminden bunlardan başka yüz binlercesi, tövbesini bozma yüzünden domuz ve eşek oldu. Tilki çabucak eşeğin yanına geldi. Eşek, senin gibi dosttan çekinmek gerek. A adam olmayan dedi, ben sana ne yaptım da beni ejderhanın yanına götürdün? Bana kinlenmene sebep neydi? Yaradılışındaki kötülükten başka ne sebep vardı buna a inatçı? Ona hiçbir eziyet vermediği, dokunmadığı halde gencin ayağını sokan akrep gibi hani. Yahut ta bizden kendisine bir kötülük gelmediği halde can düşmanımız olan Şeytan gibi. Şeytan tabiatı bakımından insana düşmandır. İnsanın helak oluşuna sevinir. Her an adamın peşine düşer, bir türlü bırakmaz. Huyunu, çirkin tabiatını bırakır mı hiç? Çünkü onun içindeki kötülük, sebep yokken onu zulme, düşmanlığa çeker. Her an, seni bir kuyuya atmak için bir otağa çağırır. Baş aşağı havuza yuvarlamak için filan yerde bir havuz var, dereler akıyor der durur. Vahye nail olan, gözü açık bulunan Adem’i bile o melun, kötülüğe, şerre düşürdü. Adem’in geçmişte bir suçu yoktu, ona bir zarar vermemişti, bir haksizlikta bulunmamişti. Tilki dedi ki: O bir büyü, bir tilsimdi, senin gözüne aslan göründü. Yoksa ben beden bakimindan senden zayifim, öyle oldugu halde gece gündüz orada otlamaktayim. O çeşit bir tilsim yapmasalar da her obur, dogru oraya koşardi. Fillerle, ejderhalarla dolu aç bir dünya durup dururken hiç tilsim olmadikça yazi, öyle yemyeşil durur mu? Ben, öyle korkunç bir şey görürsen sakin korkma diyecektim ama, gönlüm haline yandi, o derde daldim da aklimdan çikti. Seni köpek gibi açikmiş, perişan bir halde görünce koşa koşa gelsin diye segirttim. Yoksa sana tilsim anlatacak, sana bir hayal görünür ama asli yoktur diyecektim. Eşek dedi ki: Hadi ey düşman, çekil önümden, çekil de çirkin suratini görmeyeyim. Seni kötü talihli bir hale getiren Tanri, çirkin suratini da kerih ve pek berbat bir hale soktu. Bana hangi suratla geliyorsun? Gergedanin yüzü bile bu kadar kalin derili degildir. Seni çayira götüreyim diye apaçik canima kastettin. Azrail’i gözlerimle gördüm. Sonra da yine bana düzen kurmaya, beni kandırmaya savaşıyorsun ha! Ben ister eşek olayım, ister eşeklerin kusuru. Nihayet benim de canım var. Bunu nasıl feda edebilirim? O gördüğüm amansız korkuyu çocuk görseydi derhal kocalırdı. O korkudan, o heybetten kendimi cansız, gönülsüz bir halde dağdan baş aşağı attım. O perdesiz azabı görür görmez ayağım, kakıldı kaldı. Tanrıya ahdettim. Yarabbi dedim, ayağımdaki şu bağı çöz. Bundan böyle kimsenin vesvesesine kanmayayım ey lütuflar sahibi Tanrı, ey yardımcım, ahtım olsun, nezrim olsun. Tanrı, o anda ayağımın bağını çözdü. O dua ve sızlanma, o niyaz yüzünden ayağım çözüldü. Yoksa o erkek aslan bana yetişseydi halim ne olurdu? Aslanın pençesi altında eşek ne hale gelir? Yine o aç aslan hileyle seni bana yolladı değil mi a kötü arkadaş? Herkesin, kendisine muhtaç olduğu ihtiyacı bulunmayan pak Tanrının zatına and olsun ki kötü yılan bile kötü arkadaştan yeğdir. Çünkü kötü yılan, insanın yalnız canını alır. Kötü arkadaşsa insanı cehenneme sürer, orasını adama durak eder. İnsanın, düşüp kalktığı adamla konuşa görüşe huyu ile huylanır. Gönül arkadaşının huyunu kapar. O sana gölge saldı mı mayasız olduğu için senin mayanı çalar. Aklın sarhoş bir ejderha bile olsa kötü arkadaş, bil ki zümrüttür. Aklının gözünü çıkarır, kör eder. Onun kınaması, seni taunun eline teslim eder. Tilki dedi ki: Bizim safımızda tortu yoktur. Fakat vehme gelen hayallerde, küçümsenecek şeyler değildir. ey saf ve bön adam, bütün bunlar senin vehmindir. Yoksa sana karşı hiçbir gıllügışim yok. Kötü hayaline kapılıp bana bakma. Dostlara karşı neden kötü zanda bulunuyorsun? Saf kardeşler hakkında iki zanda bulun. Zahiren onlardan cefa bile görsen haklarında kötü düşünceye kapılma. Bu kötü hayal, bu kötü zan, meydana çıktı mı yüz binlerce dostu birbirinden ayırır. Seni esirgeyen biri, sana cevreder, seni sınarsa hakkında kötü zanna düşmemek gerektir. Akıl karı budur. Hele ben hiç kötü değilim. Adim kötüye çıkmış ama aldırma. O gördüğüm aslan değildi tılsımdı. O uğradığın şey kötü bile olduysa yine dostlar, o hatayı af ederler. Vehim ve tamahla korku alemi, yolcuya pek büyük bir settir. Bu nakışlar bu hayal suretleri, dağ giiiiibi Halil’e bile zarar verdi. Cömert İbrahim bile vehim alemine düşünce “Bu benim rabbimdir” dedi. Tevil incisini delen o zat, yıldızı görünce böyle dedi işte. Gözleri bağlayan vehim ve hayal alemi, öyle bir dağı bile yerinden oynattı. O bile “Bu benim rabbimdir” dedi. Artık, eşeği ne hale kor, bir düşün! Dağ gibi akıllar bile vehim deniziyle hayal girdabına gark olur. Bu kötülük tufanı, dağları bile aşarken Nuh gemisine binenlerden başka kim aman bulur? Yakin yolunun bekçisi olan bu hayal yüzünden din ehli, tam yetmiş iki fırka oldu. Yalnız yakin eri, vehim ve hayalden kurtulur. Kaşını kılını yeni ay sanmaz. Fakat bir kimseye Ömer’in nuru dayanç olmadıkça onun eğri kaşı yolunu vurur. Yüz binlerce koskocaman gemi, vehim denizinde paramparça olmuştur. Bunların en aşağısı akıllı ve filozof Firavun’dur. Onun aya da vehim burcundan tutulup gitti. Hiç kimse orospu kadın kimdir bilmez. Bilen, o kadını iyice tanıyan da hakkında şüpheye düşmez. Vehmin seni şaşkın bir hale getirdiyse neden öbür vehmin etrafında dönüp dolaşırsın? Ben kendi benliğimden aciz kaldım. Sen neden benlikle dolu bir halde önümde duruyorsun? Canla başla benlikten, varlıktan kurtulmayı istiyorum ki onun güzelim savlicanına top olayım. Kim benliğinden kurtulursa bütün benlikler onun olur. Kendisine dost olmadığı için herkese dost kesilir. Nakışsız bir ayna haline gelir, değer kazanır. Çünkü bütün nakışları aksettirir. Eşek bir hayli çalıştı tilkiden korundu. Fakat köpek gibi acıkmıştı, açlık kendisine eş olmuştu. Hırsı üstün geldi, sabrı zayıfladı. Ekmek sevdası nice boğazları yırtmıştır. Kendisine hakikatler keşfedilen peygamber, onun için “Az kaldı ki yoksulluk, küfür olayazdı.” Dedi. O, eşek açliga tutsak olmuştu. Hileyse bile dedi tut ki öldüm. Bari bu açlik azabindan kurtulurum ya. Yaşayiş buysa ölüm bence daha iyi. Önce tövbe etmiş and içmişti ama nihayet eşekliginden tövbesini de bozdu, andini da. Hirs, insani kör ahmak eder, bilgisiz bir hale sokar, ölümü kolaylaştirir. Halbuki ölüm eşeklere kolay degildir. çünkü ebedi canlari yoktur ki. Ebedi cani olmadigi için de kötülükte bulunan birisidir. Ecele cüreti ahmakliktandir. Çaliş da ebedi cana ulaş, ölüm gününde de elinde bir azik bulunsun. Kötü kişinin rizk veren Tanriya güveni yoktur. Gayptan ona rizkinin cömertçe saçildigina inanmaz. Gerçi zaman zaman ona bir açlik verdi, verdi ama Tanri ihsani, şimdiye kadar onu rizksiz birakmadi. Eger açlik olmasaydi imtilaya tutulurdun, ondan sonra da sende daha yüzlerce illet baş gösterirdi. Açlik illeti, hem latif oluş, hem hafif bir hale geliş, hem de Tanriya yalvarip ibadette bulunuş bakimindan o illetlerden elbette daha iyidir. Açlik zahmeti, illetlerden daha iyidir; hele açlikta yüzlerce fayda ve hüner de varken. Kendine gel açlik ilaçlarin padişahidir. Açligi canla başla kabul et, onu böyle hor görme. Bütün hastaliklar, açlikla iyileşir. Bütün ilaçlar aç olmadikça sana tesir etmez. Birisi küflü ekmek yiyordu. Bir adam neden bu kadar haris ve aç gözlü oldun? Diye sordu. Dedi ki: Sabrin sonucunda açlik, iki misli artti mi arpa ekmegi bile bana helva gelir. Sabrettim, sabirli oldum mu daima helva yemiş olurum. Zaten açlik herkese zebun olmaz ki. Bu açlik, hadden aşiri bir otlaktir. Açligi, onunla güçlü kuvvetli aslan kesilsinler diye ancak Tanri haslarina vermişlerdir. Açligi, öyle her adi yoksula neden verecekler? Ot az degil ya önüne koyuverirler. Ye derler, sen ancak buna layiksin. Suda yüzen kuş degilsin sen, ekmek yiyen bir kuşsun. Bir şeyh, müridiyle dara düşmüştü. Şehirde ekmek vardi, bulunduklari yerde kitti. Müridin gönlünde açlik ve kitlik korkusu, gafletinden her an artmaktaydi. Şeyh biliyordu müridin içinden geçeni anlamişti. Ona dedi ki: Ne vakte dek bu elem bu istirap içinde kalacaksin? Ekmek derdinden yanip yakiliyorsun. Adeta Tanriya dayanma gözünü kapamişsin. Sen o yüce nazeninlerden degilsin ki sana ceviz ve kuru üzüm vermesinler. Açlik Tanri hastalarinin gidasidir. Senin gibi ahmak yoksul, nereden ona zebun olacak? Aldiriş etme sen onlardan degilsin ki bu mutfakta ekmeksiz bekleyesin. Şu aşagilik ve karnina düşkün kişilere daima kase üstüne kase sunarlar, ekmek üstüne ekmek. Bu çeşit adam öldü mü ekmek, önünden giderek ey yoksullukla, ümitsizlikle kendini öldüren der. Işte sen öldün, ekmek kaldi. Hadi kalk da al ekmegini bakalim ey kendini elemlerle öldüren. Kendine gel de elin ayagin titremesin. Rizkin, senin ona aşik olmandan ziyade sana aşiktir. Aşiktir, senin sabirsizligini bilir de emekliye emekliye sana gelir a herzevekil. Sabrin olsaydi rizkin gelir aşiklar gibi kendini sana teslim ederdi. Açlik korkusundan bir titreyiş nedir? tanriya dayanmayla tok yaşanabilir pekala. Dünyada yemyeşil bir ada vardir, orada yalniz başina obur bir öküz yaşar. Akşama kadar bütün yaziyi yalar, otlar, doyar, semirip şişer. Gece oldu mu yarin ne yiyecegim diye düşünceye dalar, bu düşünce onu dertlendirir, ince bir kila döner. Sabah olunca yazi yine yeşermiştir. Yeşillik, çayir, çimen, ta bele kadar büyümüştür. Öküz, öküz açligina tutulmuştur, akşama kadar bütün yaziyi baştanbaşa otlar, bitirir. Yine büyür, semirir, şişer. Bedeni yaglanir, güçlü kuvvetli bir hale gelir. Derken akşam oldu mu açlik korkusuna düşer, bu korkuyla titremeye başlar, yine korkusundan zayiflar. Yarin yayim zamani ne yiyecegim, ne edecegim? Diye düşünür durur. Yillardir, o öküz bu haldedir işte. Bunca yildir bu yeşilligi otlar, bu çimenlikte yayilirim, hiçbir gün rizkim azalmadi. Bu korku nedir, bu gönlümü yakip yandiran gam nedir diye düşünmez bile. Akşam oldu, gece basti mi o semiz öküz, eyvahlar olsun, rizkim bitti diye yine zayiflar. Işte nefis, o öküzdür, yazi da dünya. Nefis ekmek korkusuyla daima zayiflar durur. Gelecek zamanlarda ne yiyecegim, yarinin rizkini nasil ve nerede elde edecegim kaydina düşer. Yillardir yedin, yiyecegin eksilmedi. Artik biraz da gelecek düşüncesini birak da geçmişe bak. Yedigin rizklari hatirina getir, gelecege bakma da az sizlan. Tilkicik eşegi ta aslanin yanina kadar götürdü. Aslan, eşegi paramparça etti. O canavarlar padişahi, bu savaşta yoruldu, susadi. Su içmek üzere kaynaga gitti. Tilkicegiz eşegin cigeriyle yüregini firsat bulup yedi. Aslan, su içip dönünce aradi, eşegin ne cigeri vardi, ne yüregi. Tilkiye cigeri nerede, yüregi ne oldu? Dedi. Canavar, hayvanin bu iki uzvunu pek sever. Tilki dedi ki: Onda yahut ciger olsaydi hiçbir kere buraya gelir miydi? O kiyamet görmüş, o dagdan düşmeyi seyretmiş, o korkuyu tatmiş, güç ile kaçmişti. Cigeri yahut yüregi olsaydi tekrar senin yanina gelir miydi? Bir gönülde gönül nuru olmadi mi o gönül, gönül degildir. bir beden de ruh yoksa o beden, topraktan ibarettir. Bir kandilde can nuru yoksa sidikten, pislikten ibarettir. O sirçaya kandil deme artik. O sirça, o kap, halkin yapisidir ama kandilin nuru, ululuk issi Tanrinin ihsanidir. Hasili sayi ve çokluk kaplardadir, alevlerdeyse ancak birlik vardir. Bir yere alti tane kandil koysalar nurlarinda sayi ve çokluk olmaz. O çifit, kaplari gördü de müşrik oldu. Öbürü de nuru gördü de imana geldi, anlayiş sahibi oldu. ruh, kaplara bakti mi, Şis’le Nuh’u iki görür. Derenin, suyu varsa deredir. Adam canı olan adamdır. Bunlar insan değillerdir, suretten ibarettirler. Bunlar ekmek ölüsüdürler, şehvet öldürmüştür bunları.
Yorumlar (0)add comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >