| Allaha İman |
|
|
|
| Yazar Hanzala | |
| Thursday, 24 June 2004 | |
ALLAH’A İMAN İman : Peygamberimizin Allah tarafından bildirdiği kesin olarak bilinen emirlerin ve hükümlerin (hususların) tamamına birden kalben inanmak ve tasdik etmektir. Böyle inanan kişiye mümin denildiğini daha önce belirtmiştik. İslam : Peygamberimizin bildirdiği her şeyi kabul ederek Allah’a itaat etmek ve teslim olmaktır. İslam din, şeriat, millet anlamına gelir. Alametleri de namaz , oruç, zekat gibi salih amellerdir. Tasdik olmadan yapılan zahiri kabule de islam denir. Fakat bu lügat olarak islamdan sayılır , din olarak islamdan sayılmaz. Ayeti kerime de ; ‘’Siz iman ettik demeyin ancak islam olduk deyin…’’ buyurulur. İman kalbin tasdikin ibarettir. Bu tasdik asıl rükundur, asla terk edilmez. Tasdik kalbe ait olduğundan bunun insanlar arasından bilinmesi için dil ile ikrar ve şahadet gereklidir. dil ile ikrar zait rükundur. Bazı hallerde (zorlama , öldürülme tehdidi, ve dilsizlik gibi) terk edilebilir. Kalbi iman dolu olduğu halde dili ile itikada muhalif şeyler söylense mazur görülebilir. Bu durumlarda ikrar düşer. Güzel ameller imanın kalpteki nurunu ve parlaklığını artırır. Müminin ahiret azabından kurtulmasına , Allah’ın lütuf ve nimetine kavuşmasına vesile olur. Güzel amelleri terk eden , nefsine uyan günahları işleyen kimse Allah'a karşı isyan etmiş olup, Allah’ın azabına çarpılır. Dinin kesin olan emirlerinden birini hafife alan ve haram olduğunu bilerek inkar edip işlerse o kişi kafir olur, dinden çıkar. İcmali iman ; Resulullah ne tebliğ ettiyse hepsi haktır deyip tasdik etmektir. Tafsili iman ise peygamberimizin tebliğ ettiği şeylerin her birini tayin üzere bilip tasdik ve belirtmektir. Kuranı kerim bize yalan söylemeleri mümkün olmayan kişiler tarafından nakledilerek yani tevatürle gelmiştir. Kuran-ı Kerimin ifade ettiği bütün emirler tereddütsüz kabul etmek farzı ayındır. Tasdik etmeyen derhal imandan çıkar. Şu 3 halde iman kabul edilmez. 1- Bir kafir ölüm halinde (sekaret): Allah’ın azabını gördüğü zaman iman etse fayda vermez. Firavunun ölüm anında yaptığı imanın kabul olmaması gibi.. 2- Kişi Allah’ı ve bütün peygamberleri tasdik ettiği halde Hz. Muhammedi tasdik etmese veya farz olan (kuran ve sünnette) kesin olan şeyi kabul etmese bu kişi dinden çıkar. Hristiyan ve yahudilerin dinine geçtiğini belirtse yada böyle bir işaret taşısa dinden çıkar. 3- Kişi dinin emirlerinin tamamını kabul edip , inatçılık ve kibir gibi sebeblerden dolayı terk etmemelidir. Örneğin namaz emrini çirkin görse veya bu çağda örtü olur mu diyerek hafife alsa bu kişi dinden çıkar. Müminin imanının ömrünün sonuna kadar devam etmesi şarttır. Bu iman çok güzel ve süslü dünya nimetleri karşısında olsa bile kesinlikle muhafaza edilmelidir. Önemli olan ölüm anında imanlı olarak ölmektir. İtibar sonuca olduğu için son nefeste imanlı ölmek ahiret saadetine vesile olur. İşte bu yüzden imanı muhafaza etmek iman etmekten çok daha zordur. Hırsız zengin evlerin ve değerli mücevherlerin peşine düşer. İman ise en kıymetli hazinedir. Bu yüzden onu şeytan ve nefisden daima korumak lazımdır. İmanını muhafaza edemeyen kişiye önceki imanı asla fayda vermez. İmanı korumanın en kestirme yolu ise her gün devamlı şekilde tevbe istiğfara devam etmek ve Allah’tan yardım dilemektir. Taklit yoluyla olan imanda Allah katında makbuldür. Bunu terk eden mümin , kuvveti yettiği halde delillendirmeyi terk ederse günahkar olur. İstidlal : Delil getirmektir. Zihin kuvvetini yaratılmış olan şeylerden yaratıcıya yada yaratılmış olan şeylere intikal ederek Allah’ı tanımaktır. Taklid: Başkasının sözünü delilsiz olarak kabul etmektir. İmamı Azam’a göre taklid eden kişinin imanı sahihdir. Fakat araştırmak, delillendirmek farzdır. Mukallidin de imanı vardır. Bununla sevaba nail olur. İstidlali terk ettiğinden dolayı günahkar olur. Aklın hükümleri üçtür. 1- Aklen gerekli olan: Bir işin sabit olması gerekli, zıddı olanaksız olmaktır. Dört sayısının sekizin yarısı olması gibi…. 2- Bir hükmün olması mümkün olmayan ,sabit olması olanaksız olmakdır. Dört sayısının on sayısının yarısı olamaması gibi. Yani olması mümkün olmayan demektir. 3- Bir hükmün hem olabilir hem de olamaz olmasıdır. Bulutlu havanın bazen yağması bazen de yağmaması gibi. Kainatta hiç birşey kendi kendine olmuyor. İnsan başka bir şekle giremiyor. Herşey kendi düzen çerçevesinde yürüyor. Öyleyse bu düzeni bir kuran ve var eden biri vardır. O da başlangıcı ve sonu olmayan Allah’tır. (birinci bölüme örnektir.) Eğer kainatı yaratan iki zat olsaydı bunlar kendi aralarında çelişkiye düşerlerdi. Mutlaka biri diğerini mağlub eder , diğerini yok ederdi. Öyleyse kainatı yaratan zat Allah’tır. Eşi ve benzeri yoktur. Eşinin ve benzerinin bulunması olanaksızdır.(ikinci bölüme örnek) İlkbaharda yağan yağmurun ardından bin bir renkli çiçeklerin bir yaratıcısı var. güneşin doğma ve batmasını bir düzene koyan bir zat var. ey insan anne ve baban yokken sen neredeydin , anne ve babandan seni süzüp çıkaran birisi var. O öyle birisi ki senin olup olmaman mümkün , fakat o senden daha gerekli bir zat işte O Allah’tır. Gerçek mevcut bütün mükemmel sıfatlarla sıfatlanmış, eksik sıfatlardan uzak, gördüğün her şeyi yaratıp yaratmamakla serbesttir. Ona karışan yoktur. Ona her şey kolaydır. Allah’u Teala’ya iman farzdır. Her akıl sahibi için Allah’ı bilmek gücü yettiği kadar tanımak , varlığını bilmek farzdır. Kendine peygamber yada peygamberin tebliğ ettiği şeyler ulaşmayan kimseler Allah’ın varlığını bilmek zorundadır. Ancak ibadetle yükümlü değildirler (maturidilerde). Eşarilere göre ise kendilerine peygamber yada şeri şerif ulaşmayan kimseler sıfatlarıyla Allah’a iman etmek vacip değildir. Allah’a iman ancak şeri şerifle vacip olur. Ehli fitret iman etmediğinden dolayı cehennem azabına uğramazlar delilleri ise; “Biz resul gönderinceye kadar , hiçbir kimseye ve kavme azap ediciler değiliz’’ İsra 15. Maturidilerin delili ise Hz İbrahim’in as gökteki yıldızlara bakarak istidlal getirmesidir. Buna göre eşarilerin delil getirdiği ayet dünyadaki azapla alakalıdır. Ahiret azabı değildir. Maturidiye de ise marifetullah (Allah’ı tanıma) hususunda hiç bir akıl sahibi mazur sayılmaz. Fitret devrinde olanlar üçe ayrılır : 1- Fitret devrinde yaşadığı halde kendine peygamber veya tebliğci gelmediği halde akıl ve çevrelerindekilere bakarak Allah’ın varlığını ve birliğini tasdik edenler ki bunlar cennet ehlidir. 2- Fitret devrinde yaşadıkları halde Allah’a eş koşanlar ki bunlar cehennem ehlidir. 3- Fitret devrinde yaşayıp ne Allah’ın varlığına inanan ne de ,inkar eden ki bunların durumu ihtilaflıdır. Allah’ın zatını ve hakikatini aklımızla veya beş duyumuzla anlayamayız. Hadiste “Siz Allah’ın nimetlerini , kudretini, eserlerini düşünün, zatını tefekküre dalmayınız . Çünkü ona güç yettiremezsiniz. O ondan başkadır.’’ Allah’ın zatı hiç bir şeye benzemez. Onu bir şeye benzetmek kıyas etmek tahmin etmek olmaz . Çünkü bunların hiç birisine benzemez. Fakat akıl sahibi olan kişiler Allah’ın varlığını sıfatlarıyla bilir ve idrak ederler. Kalbime her ne gelirse Allah ondan başkadır. Ayeti kerime de ; ‘’Allah’ın zatını ilimleriyle ihata etmeye edemezler. ‘’ Hucurat suresinde ise 15. Ayette ise şöyle buyurulur; “Mümin olanlar ancak o kimselerdir ki onlar Allah ve elçisine iman ettiler . Sonra hiçbir korkuya kapılmazlar. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad ettiler . işte onlar sadık olanların ta kendileridir.’’
Bu ayete göre gerçek imanın hiç şüphe barındırmamasının yanı sıra Allah yolunda mal ve can ile cihat etme fiiliyle de tezahür eden bir amel olduğu görülüyor. Bu kalben imanın, imanın kabulüne yeterli olmamasından ileri gelmektedir. İblis de Allah’a iman etmiş fakat emrini çiğnemişdi ve küfre düştü.
Buna göre iman şu iki şartı içine alır; 1- Şüphesiz tasdik 2- Amel. Amellerin çeşitleri : 1- Kalbin ameli: Allah’tan korkma ve tevbe edip ona yönelme ona tevekkül etmek gibi. 2- Dilin ameli : kelimei şehadeti söylemek ,Allah’ı tesbih etmek, mağfiret dilemek, insanları onun yoluna çağırmak gibi.. 3- Bedenin ve azaların ameli : Namaz, zekat, oruç, cihad vs. gibi. Allah varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık olan zatın adıdır. O kainatın yaratıcısı ve yöneticisidir. Yetkinlik ve aşkınlık ifade eden isim ve sıfatlarla nitelenmiştir. Zihinde olan bir mevcut değil, hariçte de olan bir zattır. Allah’ın birliği ve varlığı konusundaki ayetler bu hususların selim ( yaratılışı bozulmamış ) insanlar tarafından tabi olarak bilinip benimseyeceği esasına dayanır. Zatı ilahiyenin dünya hayatı şartları içinde insan tarafından duyularla idrak edilemeyeceği , ahirette ise bu idrakin gerçekleşeceği üzerinde ilim alimleri fikir birliği etmiştir. Allah’ın varlığına inanılması iman ve din varlığı için zorunludur. Yüksek derecede varoluş, gözün idrakine engel teşkil eder. İnsan mor ötesi ve kızıl ötesi ışıkları bile görmekten acizdir. Gözün alt ve üst görme sınırı vardır. Bunun haricini göremez. Kaldı ki bu gözle Allah’ı görebilsin. Dünyada Allah’ın ayetlerini gören gözler ahirette de onu idrak edebileceklerdir. İnanma yeteneği yaratılıştan her insanda bulunur. Bir ayet Allah’ın varlığı hem dış dünyada hem de kendi içinde bulunduğunu ifade eder. Allah’ın var olduğuna dair deliller
şunlardır; A-
Hudus Delili : Gerek insan gerek onu çevreleyen tabiat mutlak yokluktan kendiliğinden meydana gelmemiştir. Bunların bir başlangıcı vardır. Hiç bir maddi şey kendi kendini yaratamaz. Akıl ve mantık kuralları çerçevesinde yok olan bir şeyin yani olmayan bir şey kendini nasıl yaratabilir. Bu kainatta eşyanın tabiatına terstir. Kainatta sebep ve sonuç ilişkileri vardır . Fakat bu anlayışta olanlar için kainatın neden kendini yarattığının bir sebebi yoktur. Bu duruma göre her başlangıcın bir başlatıcısı bulunduğuna göre kainatında bir başlatıcısı vardır. O da Allah’tır. B- Gaye ve Nizam Delili :
Kainatta bir illet ve malül bir sebep - gaye bağlantısı vardır. Kainatta mükemmel bir nizam – sistem bulunur. O halde bunu kim koymuştur? O varlık tek olan Allah’tır. C- Diğer Deliller : 1- Psikolojik İspat : Psikologlar ve tabipler mesleklerinde edindikleri tecrübeler sayesinde insanda maddi varlığın üstünde ve ona hakim olan ruhun mevcut olduğunu ve ruhunda daha yüce bir varlıkla alakalı olduğunu anlamışlardır. İnsandaki yüksek duygu ve fikirlerin Allah’ın varlığından başka sebeplerle izahı mümkün olmamaktadır. 2- Mistik Tecrübeler: Zamanca ve mekanca birbirlerinden uzak bir çok mistiklerin teferruata varıncaya kadar aynı neticeleri ifade etmeleri aynı kaynakla ilgili bulunduklarını ifade etmektedir. O kaynakta Allahu tealadır. (Mutasavvıfların halvetteki tecrübeleri de bu bölüme girer.) 3- Telepati : Bir insanın diğer bir insan üzerinde tesir yapabilmesi veya onunla anlaşıp konuşabilmesi bu insanın fizik üstü yollarla ruh alemiyle temas kurduğu itiraz edilemeyecek tarzdadır. Bu ilmi olarak açıklanabilse ruhun hürriyetini ve insanın gizli yönü açıklanmış olur. 4- Ölüm Ötesi Hayat: Bedenin ölümünden sonrada insanın şahsiyet ve ruhunun yaşadığı gerçeğidir ki bu da ruhun bedeni şartlardan üstün olduğunu ifade eder. Bu izah Londra Ruhiyat Araştırma Cemiyetinin çıkardığı sonuçtur. 5- Matematik İstidat : Bazı orta derecede zeki çocuklarda matematik alanında aşırı başarısı bulunur. Bu da ruhun varlığını gösterir.************************************************** 6- Güzellik Duygusu : Resim , şiir , müzik gibi şeyler karşısında insan güzelliğin uyandırdığı tesir altında bambaşka aleme akıp gidiyor. Öyle bir alem ki orada insan kendini ölümsüzler aleminde buluyor. Bu da gizli bir aleme delildir. 7- Nakli Deliller : Kurandaki ilahiyatla ilgili ayetlerdir. İnsanın içindeki bir mikrop insan hakkında bir bilgiye sahip değildir. Onu tanıyabilmesi için içinden çıkması ve bazı aletlerle tanımaya çalışması gerekir. Bu mümkün değildir. Çünkü insan mikrobu bütün hayatı ve çevresiyle kuşatmıştır. İnsan var edildiği için mikrop vardır. Allah’ı görmeye kalkmak da bunun gibidir. Ancak insanın göreviyle meşgul olması daha iyidir. Çünkü görme olayı kuşatma hadisesinden ibarettir. İnsan gökyüzündeki yıldızlardan bir kısmını görünce kainatı gördüm diyemez. Çünkü o sadece bir kısmını görmüştür. Bu kısım kainatın bütününe işaret eder. Yani var olduğuna işaret eder. Bunun gibi Allah da bütün kainatı ve insanı kuşatmıştır. Her şey onun varlığına bir delildir. En ufak bir parça bile kendisinin Allah tarafından olduğuna işaret eder. Her şey odur sözü yanlıştır. Ancak her şey Ondandır sözü ehli sünnet itikadına uygundur. Allah tüm sıfatları ile kuşatmıştır. “Rahman arşa istiva etti ’’ ayeti de ki istiva (oturdu) kelimesinde arşın içindeki bütün canlı ve cansız varlıkların hayat rızıklanma vb gibi durumlarının Allah tarafından kuşatılması hakimiyet alınması anlamına gelir. Ayette mecazi bir anlatım bulunur Fakat Allah’ı cennette insanların derecelerine göre görme olayı gerçekleşecektir.(5) |





