| AHİRETE İMAN |
|
|
|
| Yazar Hanzala | |
| Thursday, 24 June 2004 | |
AHİRETE İMAN Ahiret bu dünyadan sonraki nihayetsiz (sonsuz) âlemdir. Yüce Allah, içinde yaşadığımız bu dünya ve üzerinde olan tüm varlıkları geçici bir zaman için yaratmıştır. Bir gün gelecek, bu dünyadan ve üzerinde bulunanlardan hiç bir eser kalmayacaktır. Allah’ın taktir ettiği gün gelince, insanlarla beraber bütün canlı ve cansız varlıklar yok olacaktır. Bütün dağlar-taşlar, yerler-gökler parçalanacaklardır. Böylece bu âlem bambaşka bir âlem olacaktır. Bu, kıyamettir. Bundan sonra yine Yüce Allah’ın taktir ettiği zaman gelince, bütün insanlar yeniden dirilecektir. İnsanların hepsi “Mahşer” denilen çok geniş ve düz bir sahada toplanmış olacaklar ve yeni bir hayat başlayacaktır. Buna “Umumi Haşr” denilir. Bu yeni hayatın başlayacağı günden itibaren, bitmez ve tükenmez, sonu gelmez bir halde devam edecek olan âleme, ahiret âlemi denir. Buna inanmak da, müslümanlıkta bir esastır. Kıyametin kopması ve ahiretin meydana gelmesi, Kur’an’ın ayetleriyle, peygamberin hadisleriyle ve ümmetin birliği ile sabittir. Diğer bütün peygamberler de kendi ümmetlerine bu gerçeği bildirmişlerdir. Onun için ahirete iman etmek büyük bir görevdir ve her din için önemli bir inançtır. Kudretine nihayet bulunmayan Yüce Allah için, gelecekte ahiret hayatını meydana getirmek pek kolay şeydir. Âlimleri yoktan var eden, hele insanları bir çok güç ve meziyetlerle yaratıp kendilerine hayat veren büyük yaratıcımız için, bütün bu âlemleri yok ettikten sonra tekrar yaratmak zor bir şey midir? Bir şeyi önce var eden, sonra onu tekrar var edemez mi? Bunları tekrar var edemeyen yaratıcı olur mu? Hayır, Yüce Allah öyle bir yaratıcıdır ki, nice âlemleri yoktan var etmiştir ve nice âlemleri yaratmaya kadirdir. Bir kere astronomi ilmine bakalım: Ucu bucağı olmayan bir boşlukta dolaşıp duran ve zaman zaman parlayıp sönen yüz binlerce nur ve ışık âlemini bu ihtişamları ile yaratmış olan Allah, ahiret âlemini de yaratmaya kadirdir. Allah’a hamd olsun ki, biz Müslümanlar, ahiret gününe, ahiretin sonsuz hayatına, cennet ve cehennemin daha önceden yaratılmış olduğuna inanıyoruz. İşte bu iman bizi kurtuluşa götürür, ruhumuzu yükseltir ve bizi mutluluğa kavuşturur. Bu imandan yoksun olmak, insanı şaşırtıp sapıklığa düşürür, her türlü fenalığa sürükler ve hem dünyada hem de ahirette yüzü kara eder. Kıyametin Oluşu ve Başlangıç
Alâmetleri Ahiret hayatı başlamadan önce, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, bütün insanların ve bütün âlemlerin başına kıyamet kopacaktır. Bu kıyametin kopmasını “Sûr’a birinci üfürüş”olayı meydana getirecektir. Şöyle ki: Melek İsrafil (aleyhisselâm) “Sûr” denilen ve niteliği Yüce Allah tarafından bilinen bir ses verme cihazına üfürecektir. Bundan çıkan korkunç bir ses ile bütün canlılar ölecek, her şey alt üst olacaktır. Bildiğimiz yer sarsıntıları, suy basmaları, yanardağların patlamaları, yıldırımların düşmesi ve yerlerin çökmesi gibi birtakım olaylar yüzünden yeryüzünde ne korkunç ve ne büyük felâketler meydana gelmektedir. Bunlardan her biri, Yüce Allah’ın büyük kudretini gösteren nişanlardır. İşte yeryüzünde ve göklerde büyük kıyametin kopması da, bizce bilinmeyen çok korkunç ses ve gürültü ile (Sûr’a üfürülmesinin dehşetiyle) olacaktır. Kim bilir, hatır ve hayalimize gelmeyen daha nice büyük olaylar ve görüntüler buna eşlik edecektir. Bütün âlemdeki düzen ve ölçü, ancak Yüce Allah’ın eseridir, O’nun kudretinin delilidir. Yüce Allah bu düzen ve ölçüyü herhangi bir sebeple bir an içinde kaldırınca, bütün varlıklar hemen altüst olur, maddeler arsındaki bağlantıdan hiç bir eser kalmaz, hiç bir canlının yaşamasına imkân kalmaz. İşte bu umumi (genel) kıyamettir. Bunun kopacağını ancak Yüce Allah bilir. Kıyametin alâmetlerine gelince: Bunlar, Eşrat-ı Saat (Kıyamet Alâmetleri ) denen bazı tuhaf ve çirkin olağanüstü olaylardır. Bunların meydana geleceğini Peygamber Efendimiz bildirmiştir. Başlıcalrı şunlardır; 1) Din konusunda bilgisizliğin her tarafa yayılması, sarhoşluk veren şeylerin içilmesi, zina ve benzeri kötülüklerin çoğalması, öldürme olaylarının artması... Bunlara küçük alâmetler denir. 2) Müminleri nezleye tutulmuş ve kafirleri sarhoş olmuş gibi yapacak bir dumanın çıkması. 3) Deccal adında bir şahsın türeyip tanrılık davasında bulunması ve sonra kaybolup gitmesi. 4) Ye’cüc ve Me’cüc adında iki milletin yeryüzüne yayılarak bir müddet bozgunculuğa çalışması 5) Hazret-i İsa’nın gökten inerek bir müddet Peygamber Efendimizin şeriatı ile amel etmesi... 6) “Dabbetü-l- Arz” adında canlı bir yaratığın yerden çıkarak insanlara karşı sözler söylemesi ... 7) Yemen tarafında korkunç bir ateş çıkarak etrafa dağılması... 8) Doğu ile batıda ve Arap yarımadasında birer büyük yer çöküntüsü olması 9) Güneşin az bir zaman için battığı yerden doğması... Bu alâmetlere de Büyük Alâmetler denir. Bütün bu olaylar Yüce Allah’ın kudretine göre hiç bir zaman imkansız sayılmaz. İçinde yaşadığımız bu âlemdeki olayların her biri, acaib bir yaratışın ve büyük bir kudretin nişanıdır, bir üstünlük örneğidir. Artık Kıyamet Alâmetleri denilen bu olayları düşünen hangi insan imkansız görebilir? Bundan önce varlıklarına imkan verilmeyen nice büyük icatlar ortaya çıkmıyor mu? İnsanların zekâ ve çalışmaları sayesinde böyle birtakım büyük ve güzel şeyle meydana geldiği halde, yaratıcımızın büyük kudreti ile artık nelerin meydana gelebileceğini düşünelim. “Bütün bunları yaratmak Allah’a
güç değildir.” (İbrahim:20) Ahirete Ait OlaylarKıyamet koptuktan bir süre sonra Yüce Allah’ın emriyle sura ikinci üfürüş olacaktır. Bunun üzerine bütün insanlar dirilecek yerlerinden kalkacaklar ve mahşer (toplantı) meydanında bir araya gelmiş olacaklardır. Bir insanın bedeni yüz binlerce parçaya ayrılsa, her tarafa savrulup saçılsa ve çürüyüp kaybolsa, yine bunlar Yüce Allah’ın ilminden kudretinden dışta kalmazlar. Yüce Allah dilediği zaman bunları kudreti ile bir araya toplayıp diriltir, dilediği sonuca kavuşturur. İnsanların yeniden böyle hayat bulmalarına Haşr-i Escad (Bedenlerin toplanması) denilir. Bu olay, ruhların bedenlerine yeniden girmesiyle meydana gelecektir. Bilindiği gibi, ruhlar Allah’ın birer emridir. Onların gerçek halleri insanlar tarafından bilinmez. İnsanlar ölünce, onların ruhları geçici bir zaman için başka bir âleme gider. Orada dünyada yapmış olduğu işlere göre ya rahat yaşar yahut azab görür. O âleme Berzah Âlemi denir. Bu, dünya ile ahiretten başka olan bir âlemdir. Hayatla ölüm arasında uyku hali ne ise, ölüm ile ahiret hayatı arasında olan Berzah âlemi de onun benzeridir. Bunun gerçek halini ancak Yüce Allah bilir. İşte ruhlar, ebedi bir şekilde ölümden ve yok olmaktan kurtulmuş oldukları için, ahiret hayatı başlayınca her ruh, Allah’ın kudreti ile meydana gelecek olan kendi bedenine geri döner. Onunla birleşerek beraberce Mahşer’e gider. Bu esas bakımdan cisimle ruhun bir araya gelmesinden başka bir şey değildir. Mahşer’de her mükellef (yükümlü) insan sorguya çekilecektir. Dünyada yaptığı işleri gösteren amel defteri kendisine verilecek, dünyadaki amelleri tartıya konacaktır. Müminlerin bir kısmı peygamberlerin ve diğer büyük kimselerin şefaatına kavuşacaktır. Her insan “Sırat” denilen köprüden geçmek zorunda kalacaktır. insanların bir kısmı Sırat’ı geçerek Cennet’e girecek, bir kısmı da bundan geçemeyip Cehennem’e düşecektir. Şöyle ki 1)Ahiret gününde sorguya çekilme, yükümlü olan bütün yaratıkların Allah tarafından hesaba çekilmesidir. Mahşer de büyük bir adalet mahkemesi kurulacak ve herkesin dünyada yaptıkları sorulacak, ona göre karar verilecektir. Daha önce de insan öldüğü zaman kabrinde “Münker ve Nekir” denilen iki melek tarafından sorguya çekilecektir. Ölüye soracaklardır: Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir? Dinin nedir? Kıblen neresidir? Buna kabr sorgusu denir. 2) Amellerin yazılı olduğu defter, her insanın dünyada iyi ve kötü her işlediği şeyin yazılı olduğu defterdir. Melekler tarafından yazılmış olan bu defter, ahirette sahibine verilecek ve ona: “Al, kitabını oku!”denilecek ve böylece hiçbir şey gizli kalmayacaktır. 3) Mizan, Mahşer’de herkesin dünyada yapmış olduğu işleri tartmaya mahsus bir adalet ölçüsüdür ki bununla amellerin iyi ve kötü miktarı anlaşılmış olur. 4) Sırat Cehennem’in üzerine kurulmuş, üzerinden geçilmesi pek zor olan bir köprüdür. Bunun üzerinden Allah’ın iyi kulları çok kolaylıkla geçer. Öyle ki, bir kısmı şimşek çakar gibi aniden geçer ve Cennet’e girer. Kafirler ile Müminlerden bağışlanmamış kimseler geçemeyip Cehennem’e düşeceklerdir. Kâfirler ebedi olarak orda kalacaklar, müminler ise cezalarını doldurduktan sonra Cennet’e gireceklerdir. 5) Cennet, hatır ve hayale gelmeyen maddi ve manevi nimetleri içinde toplayan, hiçbir zaman yok olmayan ve bugün mevcut olan sekiz bölümlü bir mükafat âlemidir. Bulunduğu yeri ancak Allah bilir. 6) Cehennem bütün kâfirlerle bazı günahkâr müminler için yaratılmış olan yedi aşağı tabakaya bölünmüş bir azab kaynağıdır. Burada kâfirler burada ebedi olarak kalacaklar ve azab çekeceklerdir. Günahkâr müminler ise, bir müddet azab çektikten sonra bağışlanarak Cennet’e konulacaklar. Cehennem’in bulunduğu yeri ancak Allah bilir. 7) Kevser Havuzu, Mahşer günü Yüce Allah tarafından peygamberimize ikram buyurulacak olan gayet büyük bir havuzdur. Bunun çok tatlı ve berrak suyundan müminler içecekler. Mahşer’in dehşetinden ileri gelen hararetlerini gidereceklerdir. 8) Şefaat, ahiret günü bir kısım müminlerin bağışlanmaları ve bazı itaatli müminlerin de yüksek derecelere ermeleri için peygamberlerimizin ve bazı büyük zatların Yüce Allah’dan dilek ve yalvarışta bulunmalarıdır. Ahirette bütün insanlara ait hesaba çekilme işinin bir an önce yapılması için en büyük şefaatte bulunacak kimse, Hazret-i Peygamber Efendimizdir. Onun bu şefaatine Şefaat-ı Uzma (En Büyük Şefaat) denir. Peygamberimizin sahib olduğu Cennetteki yüksek makama da Makam-ı Mahmud (Övülen Makam) denir. Bütün bu saydığımız şeylerin aslını ve özünü ayrıntıları ile bilmek ancak Yüce Allah’a mahsustur. Ahiretle ilgili bütün bu olayların var olduğunu kabullenmek, Yüce Allah’ın kudret ve azametini düşünüp sezebilenler için asla uzak ve imkansız görülmez. Yüce Allah’a hamd olsun ki, biz bunların hepsine inanmış ve iman etmiş bulunuyoruz. “Allah her şeye gücü yetendir.”
(Kehf:45)
Ahiretin Varlığındaki Hikmet Bilindiği gibi, Yüce Allah’ın varlığı ezelidir, ebedidir. O’nun kudreti de sonsuzdur. Her işinde de nice hikmetler vardır. O’nun yaratıcılık sıfatı her zaman varlığını gösterecektir. O’nun yarattığı ve yaratacağı varlıkların bir kısmı devam edecektir. Kim bilir içinde yaşadığımız bu âlemi ne kadar asırlar önce yaratmıştır! Sonrada bu âlemde bir takım ibadet ve görevlerle yükümlü olmak üzere insanları seçkin bir sınıf olarak meydana getirmiştir. Bütün insanlar ve diğer nice yaratılmış varlıklar boşuna mı yaratılmıştır? Geçici bir zaman yaşayıp da sonra tamamen yok olsunlar diye mi, bu kadar mükemmel surette meydana getirilmişlerdir? Hayır, böyle bir iddiaya insanın vicdanı isyan eder. Her zerrede görülen hikmet buna karşı çıkar. Şüphe yok ki, insanlar bu dünyaya bir imtihan için getirilmiştir. Bu âlemde yapmış oldukları iyi veya kötü amellerini sonuçlarına ve karşılıklarına başka bir âlemde ebedi olarak kavuşmak için yaratılmışlardır. Bu dünyada herkes yaptığının karşılığını yeter derecede göstermektedir. Nice saygıdeğer iyi insanlar sefil bir halde yaşarlar. Nice sapık ve azgın kimseler de, rahatlık içinde yaşayarak kötü yürüyüşlerinin cezasını dünyada görmezler. Bu bakımdan Yüce Allah’ın adaletinin tam manasıyla gerçekleşeceği bir âlem lazımdır ki, herkes yaptığı işlerin karşılığını orada bulsun. Böylece Yüce Allah’ın yaratıcılık sıfatı kendisini daima göstersin. Şunu da düşünmelidir: Bu dünyada insanlar ve diğer sorumlu yaratıklar iki kısma ayrılmıştır: Bir kısmı üzerine düşen görevleri yerine getirmekte ve Allah’ın varlığına değişmez bir inançla sarılmış bulunmaktadır. Bu değişmez ve devamlı inanç sahiblerinin mükâfatları da ahiret hayatında ebedi olacaktır. Diğer bir kısmı ise, görevlerini kötüye kullandıklarından Yaratıcısını unutmuşlar ve nefislerine uyarak gittikleri sapık yolun doğruluğuna devamlı bir inançla bağlanmışlardır. Milyarlarca sene yaşayacak olsalar dahi, kendi inanç ve inkârlarını terketmeme kararında bulunurlar. Onu için bunların cezası da, kendi inançları gibi ebedî olacaktır. Ahirette sonu gelmeyen bir azaba düşeceklerdir. Şunu da ilave edeyim ki, Yüce Allah katında güzel iman o kadar makbul ve büyük bir şeydir ki, onun karşılığı, Allah’ın bir ihsanı olarak sonsuz bir mükâfattır. Allah’ı inkâr edip batıla tapınmak da, o kadar büyük bir cinayettir ki, bunun karşılığı da, sonsuz bir azabdan başka bir şey değildir. “İyi insanlar Naîm’de (Nimet Veren’de), günahkâr kimseler de cehennemdedirler.” (İnfitar:13-14) |





