Üye Giriş

Tavsiye Programlar

Firefox 2

Alexa Tolbar
İMAN İLE İSLAMIN ŞARTLARI PDF Yazdır E-posta
Yazar Hanzala   
Thursday, 24 June 2004

İMAN İLE İSLAMIN ŞARTLARI

 

İslam Dininde Yüce Allah’a, meleklere, Allah’ın kitaplarına, peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere iman etmek esastır. Bunları bilip kabullenmek imanın temel şartıdır. Onun için imanın şartları altıdır, denilir. Bu şartlar müslümanlıkta kesinlikle mevcut esaslardır. Bunlara, inanılması zorunlu din ilkeleri denir. Bunlara inanma mecburiyeti vardır. Bunları doğrulamadıkça iman gerçekleşmez. Bunlardan herhangibi birini inaretmek –Allah korusun- insanı hemen dinden çıkarır.

Biz bu imanımızı: “Amentü billahi...” sözlerini okumakla daima açıklıyor ve ispat ediyoruz. Bu sözleri okuyan şöyle demiş oluyor:

“Ben yüce Allah’a, O’nun meleklerine, O’nun kitaplarına, O’nun peygamberlerine, ahiret gününe, kaderin (iyi ve kötü her şeyin yaratılışı)Allah’dan olduğuna inandım. Öldükten sonra dirilip mahşerde (hesap yerinde ) toplanmak haktır ve gerçektir. Şahitlik ederim ki, Allah’dan başka İlah yoktur ve yine şahitlik ederim ki, Hz. Muhammed (sav) O’nun kulu ve elçisidir.

İslamın şartları ise, beştir. Peygamber Efendimiz’in  bir hadisi şeriflerinin manası şudur: “İslam dini beş şey üzerine kurukmuştur:Şahadet sözünü getirmek (Eşhedü enla İlahe İllallah ve Eşhedü enne Muhammeden Resulüllah, demek), namaz kılmak, zekât vermek, ramazan ayı oruç tutmak ve hac etmek.

İşte bı beş şey İslam’ın şartıdır. Bu şartları gözetip onları yerine getiren insan, İslam şerefine ermiş, Müslüman rütbesini kazanmış olur.

Eşhedü en la İlahe İllallah ve Eşhedü enne Muhammeden Abdühu ve Resulühu =Allah’tan başka ilah olmadığına şahhitlik ederim. Yine Muhammed’in(A.S.) Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim.” sözlerine “Kelime-i Şehadet” denir. “La İlahe İllallah, Muhammed’ün Resulüllah” sözüne de “Kelime-i  Tevhid” denir. Biz bu mubarek kelimeleri daima okuruz.

Çeçenistan Cihadından Menkıbeler

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile ...

 

1-Kuşlar Mücahidlerle

Mevlevi Arslan anlatıyor:

-Biz uçakların bombardıman yapıp yapmayacağını daha önceden biliriz. Çünkü kuşlar uçaklar gelmeden önce gelir, bizi korumak için askerlerimizin üzerinde uçuşurlar. Onların bizi korumaya başladıklarını görünce uçakların bombardıman yapacaklarını biliriz.

 

Celaleddin Hakani anlatıyor:

-Kuşların defalarca uçakların altında uçuşarak hedeflerini şaşırtıp mücahidleri uçakların bombalarından koruduklarını gördüm.

 

2-Sıcak Savaş Anları

Mevlevi Arslan anlatıyor:

Şatiri bölgesinde idik. Mücahidler yirmi beş kişiydi. Sayıları iki bin kadar olan komünist düşmanlarımıza hücum ettik. Aramızda şiddetli bir çatışma oldu. Dört saat sonra komünistler yenildiler. Seksen kadar kişi öldü. Yirmi altı esir aldık.

Esirlere;

-Nasıl oldu da yenildiniz, dedik.

-Amerikan yapısı makinalılar ve toplar dört bir yandan üzerimize ateş kusuyordu diye cevap

verdiler. Arslan der ki:

-Yanımızda ne top ne de makinalı vardı. Tüfeklerle yalnızca bir yönden ateş ediyorduk.

Yine Arslan devam ediyor:

-Yaklaşık 120 kadar tanka hücum ettik. Düşmanlarımızın elinde havan topu ve çok sayıda araç vardı. Çatışma esnasında cephanemiz tükendi. Nihayet esir düşeceğimizi anladık. Allah'a yönelip dua etmeye başladık Az sonra her taraftan makinalılar ve bombalar komünistlerin üzerinde patlamaya başladı. Böylece komünistler yenildiler.

Halbuki bölgede bizden başka mücahid yoktu. Onlar şüphe yok ki meleklerdi.

 

Abdulcabbar Niyazi şöyle anlatıyor:

-Gözlerimin önünde Gulam Muhyiddin isimli bir mücahidin üzerinden tank geçti. Fakat bedenine hiç bir şey olmadı.

 

Abdussamed ve Dahbubullah bana şöyle anlatıyor:

-Komünistler Kundus şehri yakınlarında bir çadır kurdular. Akrepler onlara hücum ettiler ve onları soktular. Altı kişi öldü. Geri kalanı kaçtı.

 

Ömer Hanif anlatıyor:

-Haşereler defalarca mücahidlerin yattıkları yerlere geldiler. Sayılarının çok olmasına rağmen dört yıl boyunca hiç bir haşere mücahidleri sokmadı.

 

Celaleddin anlatıyor:

-Benimle beraber cihada çıkan mücahidlerin bir çoğunun elbiselerinin kurşundan delik deşik olduğunu, fakat vucutlarına tek bir kurşunun bile girdiğini görmedim.

 

Şeyh Ahmed Şerif anlatıyor:

-Oğlum savaştan döndü. Elbisesi paramparça olmuştu. Ama vücudunda hiç bir yara yoktu.

 

Mevlevi Pir Muhammed anlatıyor:

-Biz on iki mücahid Bektiya bölgesini koruyorduk. Bir kuvvet üzerimize hücum etti. Sekiz tane de uçakları vardı. Bizi kolaylıkla sıkıştırdılar. Bombardıman başladı. Savaştan çıktığımızda elbiselerimiz tamamen yanmıştı fakat yaralanmamıştık. Komünistlerden 160 kişiyi öldürdük. Üç tanklarını da tahrib ettik. Buna karşı bizden sadece iki kişi şehid oldu.

 

Celaleddin Hakkani şöyle anlatıyor:

-Ben bir bombanın üstüne bastım. Bomba ayağımın altında patladı. Fakat beni katiyeten yaralamadı. Biz 59 mücahiddik. 250 tank ve cemsesi bulunan bir birliğe hücum ettik. Uçaklar muharebe boyunca üzerimize bomba kustular. Komünistlerin sayısı 1500 idi. Bu rakam, düşman kaynağından öğrenilmişti.

Sonuçta 45 tank ve cemse tahrib edildi. 150 komünist öldürüldü, 100 tanesi yaralandı. 1 makinalı tanksavar, 3 Kerinof makinalısı, 7 kaleşnikof ve 66 milimetrelik top mermisi, 280 bomba, 36.000 tüfek ganimet olarak elimize geçti.

 

Hacı Muhammed anlatıyor:

-Mücahidlerin sayısı120 idi. Düşman ise 10.000 Rus idi. 800 tankları, 15 uçakları vardı. Sonuçta 450 Rus öldürdük. 130'u Moğolistanlı idi. 150 tank tahrib edildi. Erzak ve mayın dolu 11 araba ele geçirildi.

 

 

 

Fethullah anlatıyor:

-Bir uçak çadıra bomba attı. Çadır yandı. Ama içindeki mücahidlerin hiç birisi yaralanmadı.

 

Bağman komutanı Muhammed Nuaym anlatıyor:

-Uçaklar üzerimizde 14 napalm bombası bıraktılar. 13 tanesi yakınımda patladı ama hiç birisi bana zarar vermedi.

-Ben, Hoca Muhammed'in gömleğini gördüm. Havan bombasıyla incik kemiğinin ordan beş yerden yanmıştı. Fakat vücudu hiç yaralanmamıştı.

 

Celaleddin anlatıyor:

-Mücahidlerden birine bir kaç tane kurşun verdim. Savaşa girdik. Oldukça fazla kurşun harcadık. Fakat kurşunlardan bir tanesi daha eksilmemişti.

 

Arslan anlatıyor:

-Urcun isimli bir yerdeydik. Komünistlere saldırdık. 500 kişi öldürüp 83 kişi esir aldık. Esirlere sorduk:

-Yenilmenizin sebebi neydi?

Esirlerden birisi şöyle dedi:

-Siz atlara binmiştiniz. Ateş açtığımızda atlar sizi hemen kaçırıyorlardı. Böylece hiç kimse vurulmadı.

 

Ebu Ubeyde anlatıyor:

-Rus askerlerinin siperlerine geldiğimizde onların şiddetle ağladıklarını görüyorduk. Halbuki yanıbaşlarındaki silahları kurşunla, cepleri parayla dolu idi.

 

"Eğer sabreder ve Allah'tan korkarsanız onlar hemen şu dakikada üzerinize gelseler dahi, Rabbiniz size nişanlı beş bin melekle yardım eder." (Ali İmran 125).

 

Celaleddin Hakkani anlatıyor:

Üç bin kadar mücahid bir yerde toplanmıştık. Uçaklar gelip bombardıman yaptılar. Üzerimize 300 kadar Napalm bombası atıldı ama içlerinden bir tanesi dahi patlamadı. Bütün bombaları Kute'ye götürdük.

 

Muhammed Müneccel anlatıyor:

-Nasrullah'a iki kurşun isabet etmiş. Fakat onu yaralamayarak cebine düşmüş. O bu durumu mücahidlere gösterdi. Tüm mücahidler şahid oldu.

 

3-Şehidler ve Silahları

Ömer Hanif şöyle anlatıyor:

Mücahidler arasında cihada son derece aşık olan Ömer Yakup isimli bir kardeşimiz vardı. Şehid oldu. Yanına geldiğimizde O'nun makinalı tüfeğine sarılmış olduğunu gördük. Kucağından silahı almak için uğraştık fakat alamadık. Şaşkınca bir süre sustuk.

 

Sonra O'na; -Ey Yakub, biz senin kardeşleriniz, diye seslendik.

Bunun üzerine elleri gevşedi ve makinalıyı serbest bıraktı.

 Zubeyr Mir Alem anlatıyor:

Mir Ağa şehit düşmüştü yanımızda. Yanında bir taraklı tabancası vardı. Mücahitler tabancayı almak için uzandılar. Fakat o silahını vermemekte direndi. Evine götürdüğümüzde babası şöyle dedi:

-Oğlum bu tabanca senin değil, mücahidlerindir.

Bunun üzerine şehit tabancayı bıraktı.

 

Şubat 1983'te Sultan Muhammed, yanımızda şehid düştü. Kaleşnikofuna sarılmıştı.

Bu sırada Ruslar geldiler. Elinden silahını almak için uğraştılar. Fakat o vermemekte direndi. Nihayet silahı almak için elini kesmekten başka bir yol bulamadılar.

 

4-Cesetlerin Bozulmama Hadisesi

Zerne Bölgesi Komutanı Ömer Hanif'in anlattıkları:

 

-Ben, hiç bir şehidin bedeninin bozulduğunu veya kokusunun kötüleştiğini görmedim.

-Şehid cesetlerinin hiç birisinin köpekler tarafından hırpalandığına rastlamadım. Halbuki köpekler, komünistlerin cesetlerini parçalayıp yerlerdi.

-Ölümlerinin üzerinden iki ya da üç sene kadar zaman geçmiş on iki şehidin mezarını açık olarak gördüm. Kokusu değişen bir tane bulamadım. 

-Aradan bir sene geçtikten sonra bazı şehidlerin cesetlerine rastladım. Yaraları hala duruyor ve kan akıtıyordu.

-Şehid Abdulmecid Muhammed'in cesedini şehadetinden üç ay sonra gördüm. Kokusu misk

kokusu gibiydi.

 

Abdulcabbar Niyazi'nin anlattıkları:

-Ölümlerinden üç dört ay sonra dört şehidi gördüm. Üç tanesinin cesedi aynen öldükleri günkü kadar tazeydi. Yalnız sakalları ve tırnakları biraz uzamıştı. Dördüncüsünün ise yüzünün bir bölümü bozulmaya başlamıştı.

-Kardeşim Abdusselam şehid oldu. İki hafta sonra mezarından çıkardık. Sanki yeni ölmüş gibiydi.

 

Şehid Babasıyla Konuşuyor

1980 yılında büyük bir Rus birliği üzerimize geldi. 70 kadar tankları, 10 kadar uçakları vardı. Biz ise 115 kişiydik. Şiddetli bir çatışma oldu. Sonunda 13 tankları tahrib oldu ve yenildiler.

O gün bizden dört kişi şehid oldu. Cennet Gülü adlı mücahidin oğlu da bunların içindeydi.

Şehidleri savaş meydanına defnettik. Üç gün sonra geldik ve onu alarak mezara koymaları için ailesine teslim ettik. Babası geldi ve oğluna şöyle dedi:

-Ey oğlum, eğer gerçekten şehid isen bunu bana işaret et. Şehid birden elini kaldırdı ve babasının elini tuttu. Bu tutuş on beş dakika kadar sürdü. Sonra elini çekti ve yarasının üzerine koydu. Babası daha sonra o anı şöyle anlattı:

-Elimi öyle sıkmıştı ki neredeyse koparacaktı. Ömer Hanif bu olayı bizzat gözleriyle gördüğünü anlatır.

 

 5-Şehidler tebessüm ediyorlar

Mevlevi Arslan anlatıyor:

-Abdulcelil salih bir ilim talebesiydi. Muharebede üzerine bir uçaktan bomba atıldı ve şehid düştü. Cenaze namazından sonra (Hanefilerde cenaze namazı kılınır) babasının evine yollandı.

 

Sabaha dek orada kaldı. Mücahidler de oradaydılar. Şehid gözünü açıyor ve tebessüm ediyordu. Mücahidler bana "Abdulcelil ölmedi" dediler. Ben onlara "Hayır. O şehid oldu" dedim. Onlar, "Hayatta olmadığını iyice tesbit edelim, yoksa bu caiz olmaz" dediler. "Hayır, O dün şehid oldu. Bu hal ise şehidlerin kerametlerindendir" dedim. Bağman Genel Komutanı Muhammed Ömer anlatıyor:

 

Hamidullah yanımızda şehid oldu. Cenazesini defnederken O'nun güldüğünü gördüm. Hayal gördüğümü sanarak dışarı çıkıp gözümü ovuşturdum. Tekrar baktım. Hayır, hayal görmüyordum. O hala gülümsüyordu.

 

Rabbimiz bizlere de o şekilde gülümsemeyi nasib et.( Amin.)

 

Yorumlar (0)add comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >